Arayüz: Üreten Bir Sürtünme Kuvveti

Otoportre Sergisi, 44a Galeri, 31 Mayıs 2016

Teknoloji sadece aygıtlar olarak değil, bir örgütleme yolu olarak da tanımlandığına göre, bugün arayüzlerin sanatın üretimini ve paylaşımını ortaya çıkan başka yollarla örgütlediğini görüyoruz. Artık dijitalize olmuş gündelik hayatımızda arayüzler insanlar ve makinalar, veriler ve kültürler, sanat yapıtları ile izleyiciler ya da koleksiyonerler arasında aracılık eden hakim kültürel biçimlere dönüştü. Mevcut olan ve ortaya çıkanın paylaştığı sınırlarda görme ve eyleme geçme imkanı sunmalarından dolayı arayüzler kültürel etkinlikleri algılama, paylaşma ve icra etme yollarımızı doğrudan etkiliyor.

Arayüz Zarfı: Bilgisayar Oyunları, Teknoloji ve İktidar başlıklı son kitabında John Ash (2015:24) “teknoloji üzerine çalışmalar ve yeni medya araştırmalarında arayüz kavramına yönelik en az beş ayrı yaklaşım saptama”nın mümkün olduğunu belirtiyor: “Arayüz, (i) bilişimsel bir aygıt, (ii) bir dizi insan pratiği, (iii) bir kültürel mantık aktarım mecrası, (iv) analog ve dijital arasında bir bağlantı, ve (v) afektif bir yüzey olarak kavranabiliyor.” Ash, bu beş yaklaşımın ortak bir noktası olduğunu da ekliyor ve her zaman aynı varlık kipleri arasında olmasa da, arayüzün farklı varlık kipleri arasında bir bağlantı olarak konumlandırıldığını söylüyor. Arayüz, ilişkiler kuran bu konumuyla, çeşitli formatlar, yapılar, kültürler, kullanıcılar ve bağlamlar arasında üreten bir sürtünme kuvveti olarak karşımıza çıkıyor.

Ağ tarayıcılarının pencereleri sanat galerilerinin duvarlarını ikame ederken, arayüzlerin üreten sürtünme kuvveti, kritik öneme sahip bir noktayı ortaya seriyor: yönlendiren hakim kültür bugün arayüzler aracılığıyla katlanıyor, zarflanıyor ve dönüştürülüyor. O halde bu nokta ise bizi arayüzlerin nasıl işlediğini düşünmeye götürüyor. Akla gelebilecek her format, öznelliğini ancak başka bir formatı muhafaza-eder-oluş halinde buluyor. Bu yüzden arayüzler, hem yöneten hakim unsurların hem de kaçan diğer azların paylaştığı sınırlara dokunuyor, onlar arasında oluşan sürtünmeyle üreten başka bir kuvvet açığa çıkarıyor. 

Bugün sanat yapıtlarını arayüzler aracılığıyla sergilemek ve sanat yapıtlarının koleksiyonunu arayüzler aracılığıyla yapmak için geliştirilen yöntemler, çağdaş sanatın mevcut kültürel biçim ve formatlarını katlıyor, zarflıyor ve dönüştürüyor. Burada mesele, bu dönüşümün devrimci olup olmaması gibi durmuyor. Arayüzlerin dönüştürücü süreçleri ve işlemleri, yeni iktidar biçimlerinin nasıl oluştuğuna ve işlediğine dair bilgiyi keşfediyor. Arayüzlerin işleyiş süreci tam olarak keşfedilebilirse, o zaman insanın hayal gücüyle derin düşünme kapasitesini dikkati dağınık bir şimdiki zaman içinde nasıl yapıbozuma uğrattığını anlamak mümkün olacak.

Bugün arayüz-yönelimli kültürel endüstrilerin kakofonik bir dikkat ekonomisi yaratabildiğini belirtmek bu yüzden önemli. Bu kakofonik ekonomide mevcut olanla ortaya çıkan arasındaki sürtünmeden kaynaklanan bulanık dikkat dağınıklığı içinde kullanıcıları (örneğin izleyicileri, sanatçıları ve koleksiyonerleri) yeniden tek bir nesne veya özneye, popülarize edilmiş bir sanat yapıtına ya da sanatçıya, mıknatıslanmış bir halde tutmak için frekansı giderek artan uyarım seviyeleri kullanılıyor. Spekülasyon, polemik ve her türlü promosyon etkinliği bu kullanıcıların yargı oluşturma, karar verme ve tahayyül edebilme becerilerini etkilemek için kullanılıyor. Rushkoff’un değerlendirmesine göre (2013: 3-4) dijital dünya ‘aynı anda birden fazla iş yapabilse de, aslında depolama veya uzun süreli argüman geliştirme becerisinden yoksun kılınmış bir beyin’ yaratıyor. Bu da Rushkoff ve Stiegler’in (2009) ‘geçici yönelimsizlik’ adını verdiği duruma yol açıyor. Bu aynı zamanda, arayüzlerin üreten kuvvetinin aşırı sürtünmeden dolayı erozyona maruz kalması ve tükenmesi anlamına geliyor.

Arayüz-yönelimli hakim kültürel endüstrilerin kakofonik ekonomisinde tek bir seçimden zevk almaktansa, [herhangi bir şimdi {algısı} olmadan] ‘bir seçimden diğerine’ sıçrayıp duruyoruz. Bunun sonucunda da ‘o sırada yapmakta olduğumuz her ne ise onu takip etmekten doğacak fırsatları hayal etme ve ondan heyecan duyma becerimizi kaybediyoruz, çünkü mecburmuşçasına bir sonraki karar kavşağını öngörmekle meşgul oluyoruz’ (Rushkoff 2013: 116). Beyni işgal eden bu unsurlar nedeniyle de – şimdi – ve burada – minör kaçış yolları ve üretim kipleri bulmaktansa eşzamanlı uyarım ve buyrukların her-an-mevcut saldırısına tepki vermeye şartlanıyor, tabi hale geliyor ve bundan kurtulmak için hep başka bir yereya da ana sıçramaya çalışıyoruz. Bu durumun bireysel olumsuz etkilerinin ötesinde, Stiegler, dikkati kontrol etmeye kalkışan bu kültürel endüstrilerin aynı zamanda alternatif toplumsal ilişki, kültürel etkinlik ve eleştirel düşünce inşasına da sınırlandırma getirdiğini öne sürüyor.

Arayüzler kültürel endüstrilerin ve kakofonik dikkat ekonomilerinin hayal edebilme gücü, eleştirel düşünce geliştirme ve alternatif toplumsal ilişkiler kurma becerilerini felce uğratma biçimlerine meydan okumada ve bunları dönüştürmede etkili rol oynayabilir. Dolayısıyla, arayüzler sadece ekonomik değer yaratmak değil, başarı saygı, tembellik, şöhret ve dostluk gibi, içinde bulunulan anın ve mekanın koşullarına göre olumlu ve olumsuz bulunabilen çok çeşitli değerler yaratmak için dağınık algı manipülasyonlarını teryüz edebilir. Böylelikle arayüzler tüketicilerin tüketim pratikleri aracılığıyla ürettiği aktif beklentiler ve üretici becerilerine dayanmak zorunda kalmazlar.

Ash, arayüzleri bir işi yerine getirmek üzere farklı alanları birbirine ekleyen süreçlerin ve işlemlerin sonucu olarak kavramaktansa, arayüzlerin, dönüştürme süreçleri aracılığıyla iletişim kuran ve inorganik olarak örgütlenen nesnelerin oluşturduğu çevreler olarak da anlaşılabileceğini söylüyor. Bunun sonucu olarak arayüzler mevcut olanı içine katlayarak dışa doğru açılıyor ve yeni somutlaşmış ve alışkanlık oluşturmuş değerler gerçekleştirmek üzere işlenebilecek yeni dikkat ve etkilenim kapasiteleri yaratabilir hale geliyor. Bu haliyle arayüzlerin üreten sürtünme gücü, kullanıcının eleştirel yetilerini bastırmasından veya onları ahmaklaştırmasından doğmuyor; aksine, arayüzün öncelemeye veya doğallaştırmaya çalıştığı bir olasılıklar dizisi dahilinde kullanıcının içerdiği gücün kapasitesini etkin bir şekilde arttırmaktan doğuyor.

Jean-Luc Nancy için ise (2000) arayüz mecazı, tam da ilişki kurma süreci aracılığıyla açığa çıkıyor. Arayüzler şeyler arasındaki ayrımın keskin bir şekilde sergilendiği ve farklılaşmanın belirdiği bir temas alanıdır. “Bir şeye dokunmak, ondan ayrı kalmaya devam ederken ona temas edebilmek ve onunla ilişki kurabilmektir, çünkü birbirine dokunan varlıklar birbiriyle kaynaşmazlar. Dokunmak, başka bir şeye ait bir yüzeyi okşamak, ancak ona asla hakim olamamak, onu asla tüketememektir. Dokunma eylemi, varlıklar arasında hem belirli bir bir boşluğu hem de buluşulan bir arayüzü gerektirir” (Harman, 2013, s. 98). Bu yüzden mevcut olan ile ortaya çıkanın paylaştığı sınırlarda ortaya çıkan sürtünme arayüzlerin ilişki kurma gücünü çıkarıyor ve bu gücün nasıl dönüştürücü bir şekilde kullanılacağını önemli kılıyor.

Kaynaklar

Ash, J. (2015), The Interface Envelope: Gaming, Technology and Power [Arayüz Zarfı: Gaming [Bilgisayar Oyunları, Teknoloji ve İktidar], New York: Bloomsbury.

Harman, G. (2013), Bells and Whistles: More Speculative Realism [Çanlar ve Islıklar: Spekülatif Gerçekçilik], Winchester: Zero Books.

Nancy, J. L. (2000), Being Singular Plural [Çoğul Tekil Olmak], California: Stanford University Press.

Rushkoff, D. (2013), Present Shock: When Everything Happens Now [Mevcut Şok: Her Şey Şimdi Oluyorsa], New York: Penguin Group US.

Stiegler, B. (2009), Technics and Time, 2: Disorientation [Teknik ve Zaman, 2: Yönelim Bozukluğu], Stanford, CA: Stanford University Press.