Hafızanın Arayüzü Olarak Anma ve Anma Mekanları: Gelibolu Yarımadası Örneği

Erbaş G. E., Özer, B., Yetişkin, E. (2016) "Hafızanın Arayüzü Olarak Anma
ve Anma Mekanları: Gelibolu Yarımadası Örneği", Mimarist, Sayı 56, Yaz 2016,
TMMOB Mimarlar Odası: İstanbul, s. 73 - 79

İNDİR / DOWNLOAD

 

Ebru ERBAŞ GÜRLER, Başak ÖZER, Ebru YETİŞKİN

MEMORIAL AND MEMORY SPACES AS MEMORY INTERFACES: THE CASE OF GALLIPOLI PENINSULA

Abstract

Fabrication of memory maintains its existence as one of the most prominent determinants in the making and conservation process of national identity. This process changes in time according to the changes in the space. Memorials and memory spaces are interfaces, which reveal how remembrance and forgetting practices of national memory are fabricated. The purpose of this article, which focuses on the memorials and memory spaces of Dardanelle Wars in Gallipoli Peninsula, is to explore the distinctive components within these memory related designs. The article, which adopted its research methodology based on participatory observation, semi-structured interviews and literature review, suggests that there are two main memorial and memory space approaches in Gallipoli Peninsula: Interactive and Conductive Interfaces of Memory.

Özet

Hatırlamak/Hatırlatmak… Unutmak/Unutturmak… Anma mekanları, hatırlama ve unutma pratiğinin mekansallaştığı etkileşim alanlarıdır. İzleyiciyle kurulan etkileşim ilişkisi ise hafıza üzerinden şekillenir. Bergson (2007) hafızayı, algılama sonrasında zihinde gerçekleşen imgeler üzerinden yorumlar. Oluşan imgelemler gerçeğin zihindeki temsilleridir ve bu temsiller kültürel ve psikolojik etkilerle biçimlenir. Bergson’un hafızayı daha bireysel yorumlayan bu tavrına karşılık, Halbwachs (1992) hafızanın sosyal kodlara göre şekillenen “kolektif bir oluşum” olduğunu savunur.

Anma mekanları bu bağlamda, “geçmişte yaşanmış olayların kamusal alanlarda fiziksel temsiliyet ile kolektif hafızada canlı tutulmasını sağlayan peyzajlar” (Erbaş Gürler ve Özer, 2013) olarak yorumlanabilir. Bu durumda bireysel ve kolektif hafızanın fiziki temsiliyetinde, bu temsiliyetin mekansal karşılığının zihinde yarattığı imgelemler ve bunun sonucunda oluşan hisler en belirgin etkileşim alanı olmalıdır. Peyzaj, insan eylemleri ile doğa arasında aracılık yapan birleştirici, fiziki ve sosyal bir arayüzdür O halde anma mekanları ile izleyici arasında acaba nasıl arayüzler tariflenmektedir?

Bu soruyu yanıtlamak için öncelikle “anıt” (monument) ve “anma mekanı” (memoryspace) arasındaki temel farkı açmak gerekir. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre anıt, “önemli bir olayın veya büyük bir kişinin gelecek kuşaklarca tarih boyunca anılması için yapılan, göze çarpacak büyüklükte, sembol niteliğinde yapı, abide” dir. Bu tanıma göre anımsatılması gereken bir olay ya da kişi varsa bunun fiziki karşılığı bir “yapı”dır ve ancak ölçeğin belli bir büyüklüğün üzerinde olması ile bu temsil gerçekleşebilir. “Anma mekanı” ise Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne girmemiştir. Oysa anı ve anma mekanı, anımsama ve hafıza kavramlarını içerisinde barındırır ve bir yapı ya da obje yerine bir “mekan” tarifler.

Anma mekanı olarak hafızayı şekillendiren en yaygın yapılardan biri anıttır. Ancak Robert Müsil (1998) “Dünyada anıtlar kadar görünmez yapılar yoktur” der. Müsil bu sonucu, anıtların deneyimlere kapalı olmasına ve özgür düşünce ile his oluşumuna olanak sağlayamamasına dayandırmaktadır. Anıtların fiziksel olarak büyük olmaları, hafızanın canlı tutulmasına yetmez çünkü geçmişte yaşanan olaya ilişkin bireysel hafızamızda yaşanan gerçekliğe dair bir imgelem yoktur. Sadece çeşitli temsiller üzerinden bize yansıtılan ve tahayyül ettirilen “kurgusal bir gerçeklik” vardır. Anıtlar ve anma mekanları bu bağlamda “zamanın mekansal kurguları”dır.

Zaman içerisinde üretilmiş anılara dönüşen (Adorno, 1991) bu mekansal kurgular, temel amacı olan geçmiş, günümüz ve gelecek arasında bağ kurarak hatırlatma işlevini (Erbaş Gürler ve Özer, 2013) bir süre sonra yerine getiremez hale gelirler. Bu ise hali hazırda üretilmiş anıların hafızada içselleşememesinden kaynaklanmaktadır. Bu durumda anıtlar resmi günlerin dışında bu denli unutulmaya mahkum ise anma mekanı kurgusunda sorgulamamız gereken nokta, anıları yeniden kurgulamak yerine bu anılarla nasıl ilişki kurduğumuz olmalıdır. Bir başka deyişle, içselleşemeyen anılara dönüşen kurgusal bir gerçeklik tasarlamak yerine, zihinde öznel tahayyüler uyandırmaya olanak sağlayan bir etkileşimsel deneyim platformu sunmak aynı zamanda başka bir hafıza oluşturmaktır.

Bu bakış açısı ile Gelibolu Yarımadası’ndaki anma mekanlarının güncel durumu üzerinden bir okuma yapan çalışma, anma mekanı ile izleyici etkileşimi sonucunda deneyimlenen hislere yoğunlaşmaktadır. Bu çalışmada his olarak kavranan unsur, mekanın sunduğu deneyimler sonucunda oluşan bir sonuçtur ve bu sonucu sadece anma mekanı tasarımı ve anıt tipolojisi belirlemez. Anmaların yapılma biçimi (anma yolları, törenlerin yapılma biçimleri), bu anmalarda kullanılan söylemler ve de anma mekanının yer aldığı mevcut peyzaj aynı derecede bu sonuç üzerinde etkilidir. Bu nedenle, konuyu sadece mekansal boyutu ile ele almak yerine anma yolları, söylemler ve de mevcut peyzaj ile de ilişkilendirerek, tüm bu bütünün sunduğu deneyim sonucunda oluşan hafızayı ve his kümelenmelerini anlamak daha yerinde olacaktır. Nitekim toplumsal hafızanın en önemli taşıyıcılarından biri sayılan törenler, ulus devletin ideolojisini yaymakta ve izleyicilerin anı ilişkilerini periyodik tekrarlama koşuluyla belirleyerek denetim altında tutmaktadır.

Materyal ve Yöntem

Bu çalışmada katılımcı gözlem, yarı-yapılandırılmış görüşmeler ve literatür taraması yoluyla toplanan veriler çalışma amaçları doğrultusunda değerlendirilmiştir. Bu kapsamda Gelibolu Yarımadası’nda anma biçimleri arasındaki farkları keşfetmek için hem Çanakkale Şehitler Abidesi’nde hem de ANZAK Koyu’nda yapılan anmalar ve anma mekanları incelenmiştir. Her yıl bu mekanlarda gerçekleştirilen törenlere katılan kitlesel ve bireysel izleyiciler, arazi çalışmasında gözlem gruplarını oluşturmuştur. Bu amaçla anmalarda merkezi rol oynayan Abide’deki 18 Mart 2014 tarihli törenlere ve ANZAK Koyu’nda 25 Nisan 2014 tarihinde gerçekleştirilen Şafak Ayini’ne katılım gösterilmiştir. Ayrıca farklı zamanlarda arazi çalışmaları da yapılmıştır.

Gelibolu’daki anma mekanları, Türkiye ve savaşa katılan diğer milletlerin anıtlarından, anıt mezarlarından, mezarlıklardan, şehitliklerden, temsili şehitliklerinden ve anma mekanlarından oluşmaktadır. Anma biçimi ile anma mekanı ilişkisini kavramak adına, incelenen anma mekanlarının içerisinde bir tören alanı ve anıtı aynı anda barındırmasına dikkat edilmesinin yanı sıra anma mekanının konumlandırıldığı mevcut peyzajla da kurgusal anlamda etkileşimi de göz önünde bulundurulmuştur.

Hafızanın İletken Arayüzü: Abide’deki Anma Kurgusu

Her yıl 18 Mart günü yapılan Çanakkale Savaşları’nın (1915-16) Gelibolu Yarımadası’nda gerçekleştirilen anma merkezi, Çanakkale Şehitlik Abidesi’dir. “Abide“, bu nedenle resmi bir tören alanıyla birlikte tasarlanmıştır.

Abide konum olarak savaşın çok önemli anlarına tanıklık eden Çanakkale Boğazı girişindeki Morto Koyu önündeki Eski Hisarlık Burnu’na yerleştirilmiştir. Doğaner (2006) savaşın maddi kanıtlarından çok coğrafi kanıtlarının önemli olduğunu vurgulamakta ve savaş alanının başka bir kültürün hâkimiyetine girdiğinde kültürle ilişkisi kasıtlı olarak kesilse de coğrafyayla ilişkisini kaybetmediğini belirtmektedir. Ancak Abide’nin her ne kadar Gelibolu Yarımadası ve Çanakkale kent merkezindeki pek çok noktadan görünür olma ve Yarımada silüetini değiştirerek kalıcı bir kolektif hafıza oluşturma durumu söz konusu olsa da, bireylerin Abide’yle ve Boğaz peyzajıyla ilişkisi kopuktur. Törenlerin yapıldığı bölüm de Abide ile ilişkiyi kesmekte ve mekan kurgusu törende bulunan izleyicinin bu devasa anıt eser ve üzerinde durduğu nefes kesen peyzaj ile bağ kurmasına izin vermemektedir. Halbuki geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki hafızayla bağ kurduran en önemli unsur, Gelibolu Yarımadası coğrafyasının ta kendisidir ve izleyiciye asıl hissiyatı veren bu birlikteliktir. Abide, üzerinde durduğu o coğrafya ile bütünleşerek bir anma peyzajına dönüşmüştür. Ancak bu birliktelik, anma mekanı kurgusunda geri planda kalmıştır (Fotoğraf 1).

Fotoğraf 1. Abide’nin tören alanı ve Boğaz peyzajı ile ilişkisi (Kaynak: Url 1, 2016).

Anma biçimi ve anma mekanı ilişkisine bakıldığında ise Abide’de gerçekleştirilen törenlerin resmi niteliği dikkat çekicidir. Bu tören ve törenlerin gerçekleştirildiği anma mekanları, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenmektedir. Biçimiyle, söylemleriyle, gösterileriyle, marşlarıyla (sesleriyle), mehter takımı gösterisi vb. bu kamusal anmalar askeri nizamda olmaktadır (Fotoğraf 2). Daha detaylı bir şekilde ifade etmek gerekirse, tören alanı kurgusu, Abide’ye ve onun parçası olduğu peyzaja aksi yöne doğru, savaşan askerleri tasvir eden anıt duvarına karşı yapılmaktadır. Abide’deki anma mekanının kurgusu kolektif anmaya uygun olarak tasarlanmadığından sadece belirli sayıdaki ve statüdeki kişiler tarafından, kurulan geçici platformlarla gerçekleştirilmektedir Bu platformlar ise çoğunlukla protokole ayrılmaktadır. İzleyici anmalara ve anma mekanına ancak sınırlı ve denetimli bir şekilde alınmaktadır. Bunun yanı sıra Abide’deki tören kurgusu, sınırlı sayıdaki izleyicinin Abide’ye, yani anma mekanına doğrudan erişimine de engel olmaktadır. Dolayısıyla bu anmalarda anma mekanı, törenle birey arasında devletin ideolojik söylemini yayan tek yönlü bir iletken arayüz işlevi görmektedir.

Fotoğraf 2. Abide’de gerçekleştirilen resmi törenlerden bir görüntü (Kaynak: Fotoğraf, 2014).

Abide’nin ve yakın çevresinin mimari ve peyzaj tasarımı bu durumda kolektif hafıza ve anma kültürü üzerinde etkili ve belirleyici olmamaktadır. Bu durumda anmalarda iletilmek istenen hisler, törenler ve törenlerin tamamlayıcısı olarak işlev gören anıt yoluyla üretilmeye ve yayılmaya çalışılmaktadır.

Resmi törenlerdeki söylemler ise kolektif anmanın en önemli belirleyicileri olmaktadır. Söylem bir meta-eylemdir ve ideoloji, bilgi, diyalog, anlatım, beyan tarzı, müzakere, güç ve gücün mübadelesiyle eyleme dönüşen dil pratiklerine ilişkin süreçler olarak işlemektedir. Söylemler, güç ilişkilerinin yeniden üretilmesini sağlayan ifade sistemleridir. Belirli bir zaman dilimi içinde belli insan grupları arasında olan ve diğer insan grupları ile ilişkili olarak geliştirilen fikirleri, ifadeleri ve bilgileri içeren söylem, konuşma ve sohbet dâhil olmak üzere tüm iletişim biçimlerini kuşatır. Bununla birlikte sohbet ve konuşma münhasır söze dökülen önermelerle sınırlı değildir, günlük uygulamalar içinde sosyal dünyayı görme, sınıflandırma ve ona tepki verme yollarını da içerir (Punch, 2005). Bireyler söylem yaratamaz. Bunun yerine söylemler sosyal düzeyde mevcutturlar. Söylem, anlamı inşa eder ve böylelikle toplumlar mevcut semboller ve anlamlar arasında bağ kurar. Bu yolla toplumlar konular, olaylar ve olgular üzerinde nasıl düşünecekleri ya da iletişim kuracakları söylemler üzerinden kazanırlar (Potter, 1996).

Mekan tasarımı, anma biçimi ve söylemlerin oluşturduğu bu kurgunun sonucunda Abide etrafında yoğunlaşan resmi törenlerde iki temel his kümelenmesi karşımıza çıkmaktadır:

  • Çanakkale anmaları, ağırlıklı olarak devlet ve askeri yetkililerinin yaptığı konuşmalar ile Deniz ve Hava Kuvvetleri’nin Çanakkale Boğazı’ndaki geçit törenini içermektedir (Fotoğraf 3). Cumhurbaşkanı, vali, komutanlar, belediye başkanı gibi resmi ağızların vurguladığı hisler ağırlıklı olarak azim, onur, saygı, cesaret, minnet ve gururdur. Örneğin törendeki yüksek rütbeli bir komutanın yaptığı konuşmada şöyle tipik bir ifade kullanılmaktadır: “Çanakkale, ölmesini bildikleri için yaşamaya hak kazanan insanların haysiyet mücadelesidir”. Ayrıca azim, onur, saygı, cesaret, minnet ve gurur ağırlıklı bu hisler Abide’nin tasarımından da okunabilmektedir. 1944-60 yılları arasında yapılan anıt, zafer takı formunun sadeleştirilmiş bir yorumudur (Yılmaz, 2008). Objeleşen formu ve sembolize ettiği zafer, kahramanlık, savaş ve ölüm olguları bakımından geleneksel anıtlaştırma anlayışının tipik bir örneğidir. Abide’nin 40 m yüksekliğindeki insanüstü ölçeği, bireyde dikeyle orantılı ve hiyerarşiyle ilintili bu hisleri beslemektedir. Askeri geçitler arasında bulunan donanma geçidi de tüm bu hisleri Çanakkale Boğazı coğrafyasıyla ilişkilendirir gibi görünse de aslında peyzajı yaşanmamış hislerin ve resmi hafızanın canlandırma aracı olarak kullanmaktadır.

Fotoğraf 3. Deniz ve Hava Kuvvetleri’nin Çanakkale Boğazı’ndaki geçit töreni (Fotoğraf: Yazarlar, 2014).

  • Resmi törenlerin düzenlendiği Abide etrafında yapılan temsili şehitliklerde ise ağırlıklı olarak vefa, minnet, şükran ve bütünleşme hisleri görülmektedir. Temsili şehitliklerin iletken arayüz işlevi, izleyicinin Abide ve resmi tören etrafında yoğunlaşamadığı bu hislerini birey ölçeğinde deneyimlemesine olanak tanımaktadır. Temsili şehitliklerin düz bir topografyaya oldukça sık bir düzende yerleştirilmesi ve her birinin üzerinde şehitlerin isimleri ile doğduğu yerin yer alması, (ataerkil) soyla kurulan bağı güçlendirmekte, resmi söylemle özdeşleşmeyi arttırmakta ve bu hislerin dışa vurumunu sağlayan bir arayüz olmaktadır (Fotoğraf 4). Kişisel hafızayla bağ kurulmasını sağlayan bu iletken arayüz, hisler arasında hızlı geçişlere neden olan bir kanal da açmaktadır. Bu durum saygı duruşunda bulunma, dua etme, ağlama, ve hemen sonrasında da selfie çekme gibi anma davranışlarının birkaç dakika içerisinde gerçekleştirilmesine neden olmaktadır (Fotoğraf 5).

Fotoğraf 4. Abide yakınında yer alan temsili şehitlikler (Fotoğraf: Yazarlar, 2014).

Fotoğraf 5. Temsili şehitliklerde dua edenler (Fotoğraf: Yazarlar, 2014).

Bunun yanı sıra Abide etrafındaki resmi törende çalan “Çanakkale Geçilmez” isimli marşın sözleri de yine ulusal hafızanın üretilme sürecinde kilit rol oynayan ortak bir hatırayı vurgulamakta; bu hatıranın kucaklanması sayesinde yaşanılan bütünleşme hissini ve ulus olma halini bir kez daha açığa çıkarmaktadır:

“Sönmeyecek Türkiye’mde ocaklar

Gönderinden inmeyecek sancaklar

Hatıranı bütün millet kucaklar”

Sonuç itibariyle, Abide’deki törenlerde “anma ile etkileşimsiz” ancak “resmi hafızayı ileten” bir anma mekanı tasarımı ve anma yolları karşımıza çıkmaktadır.

Hafızanın Etkileşimsel Arayüzü: ANZAK Koyu’ndaki Anma Kurgusu

Gelibolu Yarımadası’nda yapılan diğer önemli anma ve anma mekanları ise Avustralya ve Yeni Zelanda askerlerine (ANZAK) aittir. Her yılın 24 Nisan’ı 25 Nisana bağlayan gecenin şafağında gerçekleştirilen anmalar Şafak Ayini olarak adlandırılmaktadır. ANZAK askerlerinin bugün ANZAK koyu olarak bilinen Arı Burnu’na yaptıkları askeri çıkarma, bu ayinde izleyicilere birebir canlandırma yapmadan izleyicinin o anı kendi zihninde canlandırmasına olanak tanıyacak şekilde kurgulanmıştır.

Ayinin yapıldığı yerin mekânla bağına, anmanın kurgusuna ve izleyicilerin peyzajla kurabildikleri ilişkilere bakıldığında; ANZAK anmalarında ana aracın peyzaj olduğu görülmektedir. Anma mekânı tasarımı hem olayın geçtiği mevcut peyzajı mekânın içine, oranın bir parçasıymış gibi dahil etmekte hem de konumlandığı topografyayı bir tasarım bileşeni olarak kullanarak mütevazi bir ölçekte, izleyici ile hissi bir etkileşim alanı tariflemektedir (Fotoğraf 6).

Fotoğraf 6. ANZAK Koyu anma mekanı (Fotoğraf: Yazarlar, 2014).

Ayinde, mekânın savaş coğrafyasını içine alan bu anma kurgusundan faydalanılarak anma biçimi şekillendirilmekte ve (dalga ve kuş sesleri gibi) doğanın kendi sesleri anma mekânına şafak saatinde yansıtılarak izleyicileri derin bir iç yolculuğa çıkartan zengin bir deneyim platformu sunulmaktadır. Böylelikle geçmişle öznel imgelemler üzerinden ilişki kurulmakta ve geçmiş ile şimdi arasındaki bağ, deneyim üzerinden şekillenerek yönlendirilmemiş bir kolektif hafıza üzerinden geleceğe aktarılmaktadır.

Bu deneyim, tören genelindeki huzur ve barış içerikli söylemlerle de pekiştirilerek anma mekanındaki hafızayı şekillendirmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden biri olarak anma yolunun yalnızca devlet tarafından değil, sivil toplum ve bağımsız girişimler tarafından kolektif bir şekilde düzenlenmesidir.

Millet olgusunu oluşturan ortaklık ve bütünleşme hissi, ayinin yapılmasını sağlayan yol, yolculuk, yol arkadaşı olma ve yolda olma hali ile birlikte deneyimlenmektedir. ANZAK anmalarına katılan izleyicilerden birinin ifadesine göre “Birbirini hiç tanımayan insanların ortak bir geçmişte ve paylaşılan bir mekanda birleşerek barışa dayalı bir ulusa sahip olması, bu yol arkadaşlığı ve askerlerin deneyimlediği kardeşlik hissi ile pekiştirilmektedir”.

ANZAK anmalarında peyzaj, temelde iki his kümelenmesi üzerinden kullanılmaktadır:

  • Şafağın karanlığıyla başlayan ayin, günün doğmasıyla beraber acının ve dehşetin nasıl yaşandığını seyircinin tahayyül etmesine olanak tanımaktadır. Gün ışıyana kadar gecenin karanlığını ve soğuğunu paylaşan izleyici, bu esnada sadece denizin aydınlatıldığı ve dalga seslerinin kuşattığı karanlık bir peyzajda seyre dalar ve zihinsel bir yolculuğa davet edilir (Fotoğraf 7). Bu şekilde, askerlerin çıkarma sürecinde yaşadığı korkular ve sonrasında yaşayacakları dehşet ve acı vurgulanmaktadır.

Fotoğraf 7. ANZAK Koyu’nda gerçekleştirilen şafak ayininden bir görüntü  (Kaynak: Url 2, 2016).

  • Barış, dostluk ve kardeşlik hislerini ise anma mekanında yatayda uzanan geniş çim alan, alçak boylu bitkilendirme, fonda Gelibolu Yarımadası’nın mevcut doğal bitki örtüsü ve topografyası ile insan ölçeğinde ve mütevazi (ezici olmayan) mekan karakteri sağlamaktadır. Yatayın ve dikeyin bu birlikteliği, anma mekanındaki gerilimi de azaltmaktadır. Her ne kadar ANZAK anmalarında da resmi konuşmalara yer verilse de bu kısım ANZAK anmalarının odak noktasını oluşturmamaktadır. Tören yerleşim şemasına bakıldığında ise yine protokole ayrılan bir düzen olmasına rağmen protokolde, barış, dostluk ve kardeşlik hisleriyle örtüşecek şekilde Türkiye temsilcilerine de yer verilmektedir. Resmi konuşmalar, barkovizyon gösterisi, ulusal marşlar ve folklorik şarkılar da ulusal hafıza yapımındaki bu his kümelenmesi ile örtüşen nitelikler göstermektedir (Fotoğraf 8).

Fotoğraf 8. Şafak ayinindeki resmi konuşmalar ve folklorik şarkılara dair görüntüler (Fotoğraf: Yazarlar, 2014).

Tartışma ve Sonuç

Hafıza üretimi, ulusal kimliğin oluşturulma ve muhafaza sürecinde kullanılan en belirleyici yöntem olarak varlığını korumaktadır. Anma ve anma mekanları ise hatırlama ve unutmaya dayalı ulusal hafıza pratiklerinin nasıl kurgulandığını açığa çıkarmaktadır. Gelibolu Yarımadası’nda farklı mekanlarda (Abide ve ANZAK Koyu) ve farklı biçimlerde gerçekleştirilmekte olan anmalardaki en belirgin fark, izleyici ile kurulan ilişki düzlemi ve bunun sonucunda oluşan his kümelenmeleri ile sunulan deneyimdir. Bu kapsamda hafızanın iletken ve etkileşimsel arayüzleri olarak nitelendirilen iki farklı yaklaşım tespit edilmiştir.

Abide’de gerçekleştirilen statik, savaşı yaşatan, coğrafyanın parçası olmaya izin vermeyen anma yolları ve mekansal yaklaşım, üretilmiş bir hafızanın iletildiği, anılar ve anma ile öznel bir etkileşim platformu sunmayan bir arayüz olarak tanımlanabilir. Bu arayüz resmi hafızayı yönlendirilmiş bir biçimde izleyiciye iletmekte ve bireysel hafızada içselleşmeyen kollektif bir anma deneyimi sunmaktadır.

ANZAK Koyu’nda gerçekleştirilen anmalarda ise anma yolu, anma mekânı tasarımı ve peyzajla kurulan ilişki, izleyiciyi kendi iç dünyasında yolculuğa çıkartan bütünsel bir kurgu içermektedir. Bu kurgu sadece geçmiş ile şimdi arasında bir hafıza iletimi gerçekleştirmez, aynı zamanda anılar ile deneyim üzerinden etkileşimsel bir arayüz oluşturur.

Abide’deki törenler resmi ve askeri nizam ağırlıklı, ANZAK Koyu’ndaki anmalar ise ayin ağırlıklıdır. Farklılaşan bu anma kurgularının ortak yanı ise farklı ritüellere dayalı anma kültürlerinin birbirinin türevi şeklinde uygulanmasıdır. Her ikisi de aslında ulus-devlet oluşumuna dair ortak hisler yaratma amaçlıdır.

* Bu yazı İstanbul Teknik Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenen “Zamanın Mekansal Kurguları: Anma, Anıtlaştırma Biçimleri ve Anma Mekanları” başlıklı ve 37509 numaralı numaralı proje kapsamında yapılan araştırmadan üretilmiştir.

Kaynaklar

Adorno, T. (1991), The Culture Industry: Selected Essays on Mass Culture, ed. Bernstein, J.M. London: Routledge, 52-54

Bergson, H. (2007), Madde ve Bellek, Ankara: Dost Yayınevi

Doğaner, S. (2006), “Savaş ve Turizm: Troya ve Gelibolu Savaş Alanları. [War and Tourism: Battlefields of Trojan and Gallipoli]”, Türk Coğrafya Dergisi, 46, 1-21

Erbaş Gürler, E. ve Özer, B. (2013), “The Effects of Public Memorials on Social Memory and Urban Identity”, Procedia-Social and Behavioral Sciences, 82, 858-863, Elsevier

Halbwachs, M. (1992), On Collective Memory, çev. L. A. Cosner, Chicago (IL): University of Chicago Press

Musil, R. (1998), Monuments, Selected Writings, ed. B. Pike. London and New York: Continuum, 320

Potter, W. ve J. (1996), An analysis of thinking and research about qualitative methods, Lawrence Erlbaum Associates

Punch, K. F. (2005), Sosyal araştırmalara giriş: nicel ve nitel yaklaşımlar, çev. D. Bayrak, H. B. Arslan ve Z. Akyüz, Ankara: Siyasal Kitabevi (Orijinal çalışma basım tarihi 1998)

Yılmaz, A. (2008), “Anıtlaştırma Söyleminin Dönüşümü: Gelibolu Savaşı’nı (Karşı)-Anıtlaştırmak”, Mimarlık, 341, Ankara: Mimarlar Odası

Url 1: http://www.canakkale.gov.tr/tr/canakkale-fotograflari/eceabat/sehitler-abidesi

Url 2: http://www.sbs.com.au/news/sites/sbs.com.au.news/files/A%20ceremony%20marking%20the%2098th%20anniversary%20of%20Anzac%20Day%20at%20Anzac%20Cove%20-%20AAP-1.jpg