Sosyal Medya ve Sıradanlaşan Gözetim

Dijital iletişim teknolojileri ve sosyal medya platformlarıyla toplumsallaşma tanımı bugün kökeniyle yeniden bağlanıyor. Latince kökenli -seq ve -sequi yani izlemek ve takip etmek kökünden gelen sosyal ya da toplumsal terimi, sosyal medya altyapısını oluşturan temel dinamiklerden birini oluşturuyor. Bir başkası ya da bir başka şeyle kurulan etkileşim ilişkilerine dayalı toplumsallık, bugün belirli içerikler yoluyla birbirini takip etme ve birbirini izlemeye dayalı dijital iletişim teknolojilerinin varoluş nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Boyd ve Ellison (2007) sosyal medya ağlarını “bireylerin sınırlandırılmış bir sistem içinde kamusal ya da yarı-kamusal bir profil inşa etmelerine, bir bağlantı paylaştıkları diğer kullanıcılarla eklemlenmelerine, ve onların yanı sıra diğerlerinin sistem içinde yaptıkları bağlantıları görerek [onları] kat etmelerine izin veren web-temelli hizmetler” olarak tanımlamakta.

Güncel dijital kültür, teknolojik olarak belirlenmiş ve denetim altında tutularak gözetilen etkileşim ilişkileri sayesinde birbirini izlemenin ve takip etmenin giderek norm sayılmasına ve sıradanlaşmasına yol açmaktadır. Gözetim ve denetim altındaki dinamik kimlik formasyonlarına dayalı öznelleşme süreçleri ve işlemleri (processings) de giderek benzeşmektedir. Öznelleşme süreçleri ve işlemleri bakımından fark arz edenlerin ortaya çıkardığı çeşitlilik türevi ve mutasyon ise hem kültürel, siyasi ve ekonomik üretim hatlarına dahil edilmemekte, bu ayrışık unsurların kültürel, siyasi ve ekonomik üretim hatlarına dahil edildiği durumlarda ise bu unsurlar ancak hakim olan tarafından sınırları belirlenmiş minör bir alanda var olabilmektedir. Bu dönüştürücü ve yenilikçi unsurlar, kendilerine tanınan bu kısıtlı varlık hakkı sayesinde hakim olanın iktidarını ve otoritesini güncelleme ve yeniden üretme işlevi görmekte, çoğu zaman da araçsallaştırılmaktadır. 1990’larda ve 2000’lerin başında özgürlük ve şeffaflık gibi büyük anlatılarla romantik ve ütopik bir toplumsallaşma eğilimine katılan dijital kültür, günümüzde mevcut olanı muhafaza etme eğilimindeki artışa ve algoritmik yönetimselliğin gelişmesine aracılık eder durmaktadır.

Dijital iletişim teknolojilerinin gündelik hayatın içinde çeşitli yollarla nasıl kullanıldığını irdelemek, güncel toplumsallaşma süreçlerindeki dönüşümün nasıl gerçekleştiğini daha ayrıntılı bir şekilde kavramaya, mikro ölçekteki yenilikçi yönelimlerin açığa çıkarılmasına ve yaratıcı müdahalelerin çeşitlendirilerek çoğaltılmasına katkıda bulunabilir. Bu çalışmanın geliştirilmesini sağlayan araştırma, Türkiye’nin en yaygın sosyal medya ağı olan Facebook’un birbirini izleme ve takip etme olanağı sunan mikro parçalarının işleyişine, yani ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarının kullanılma yolları ile etkilerine yönelecektir.

Araştırmanın amacı, hem dijital iletişim teknolojilerinin çeşitli kullanılma yollarının toplumsallaşmaya etkisini değerlendirmek, hem de teknolojik organizasyonun yayılmasıyla güncel yönetimsellik anlayışının nasıl geliştiğini açığa çıkarmaktır. Araştırmanın temel varsayımı, beğenmenin ve paylaşmanın belirli bir teknolojik formla görünür ve hesaplanabilir kılınmasıyla gerçekleştirilen toplumsal etkileşimlerin kimlik ve kimliksizleşme süreçlerini sürekli dinamik bir dönüşüme tabi tutabilmesi ve bu sayede açığa çıkan veri akışlarıyla gözetimin sıradanlaşmasına ve algoritmik yönetimsellik kurgusunun yayılmasına aracılık etmesidir. Ne var ki devlet oluşumunun yeniden yapılandırılmasına yol açan bu süreç ve işlemler Türkiye’de disiplinlerarası bir yaklaşımla henüz yeterince tartışılmamakta, kuramsal ve kavramsal bir boşluk açığa çıkmaktadır. Disiplinlerin ve bu disiplinler sayesinde kendine yerleşik bir konum elde edenlerin mevcudiyetini ve otoritesini muhafaza etme arzusu ve konvansiyonel yaklaşımlardan kopmaması nedeniyle ortaya çıkan bu durumla uğraşmak bilgi ve iktidar üretimi bakımından kritik bir önem arz etmektedir.

Türkiye’de sosyal medya kullanımıyla ilgili diğer araştırmalar, her ne kadar niceliksel ve niteliksel verilerle çeşitli bulgulara ulaşsa da araştırma bulguları alanyazındaki güncel kavramsal ve kuramsal tartışmalarla ilişkilendirilmeye ve yorumlanmaya açık bulunmaktadır. Bu tespitten hareketle, araştırma tasarımında alanyazındaki kaynak ve belgeler taranarak görüşme ve gözlem gibi niteliksel yöntemlerle beslenmiştir. 

Araştırmanın ilk evresinin gerçekleştirildiği 2010-2013 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki 18-24 yaş aralığındaki 27 kişi ile, ikinci evresini oluşturan 2013-2016 yılları arasında ise 34 kişi ile yarı-yapılandırılmış ve yapılandırılmamış görüşmeler yapılmıştır. Toplam 554 öğrenci ile yürütülen anket çalışmasıyla gençlerin ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarını nasıl kullandıkları sorgulanmıştır. Araştırmanın ilk evresinde görüşülen kişilere 26 açık uçlu, 77 kapalı uçlu olmak üzere toplam 103 adet soru yöneltilmiştir. Araştırmanın ikinci evresinde ise görüşülen kişilere 32 açık uçlu, 84 kapalı uçlu, toplam 116 adet soru yöneltilmiştir. Görüşmelerde rastlantısal örneklem seçilmiş, görüşmecilerin nasıl ve neden seçildiği kendilerine esnek bir şekilde ifade edilmiştir. Anket verilerinin analizi ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler ve katılımlı gözlemlerden yola çıkarak araştırmanın güncel sonuçları alanyazınla ilişkilendirilmiştir. Veri kaybının önlenmesi için dijital ses ve görüntü kaydı alınmış, kayıtların deşifreleri yapıldıktan sonra geçerlilik ve güvenirlilik için temaların belirlenmesinde ve bulguların yorumunda diğer uzmanlardan görüş ve yorum alınmıştır. Görüşmeler öncelikli olarak araştırmacı tarafından kodlanmış; ardından sosyoloji, siyaset bilimi ve telekomünikasyon mühendisliği disiplinlerinden gelen 3 uzman tarafından verilerin benzer biçimde kodlanıp kodlanmadığı kontrol edilmiştir. Veriler alanyazınla ilişkilendirilerek raporlanmıştır. Sonuç olarak araştırma kapsamında geliştirilen bu çalışma, verilerin kuramsal ve kavramsal yönden yorumlanarak tartışılmasına odaklanacaktır.

Türkiye’de Facebook Kullanımı ile İlgili Mevcut Durum

Türkiye’de en yaygın kullanılan sosyal medya ağı Facebook’tur. Türkiye İstatistik Kurumu 2015 verilerine göre Türkiye nüfusunun %61’inin, yani 40 milyonun Facebook kullanıcısı olduğu yapılan araştırmalarda ortaya çıkmaktadır (Tunca, 2015). Facebook kullanıcı oranı 2011 yılıyla kıyaslandığında %8 oranında artış göstermiştir. 2011’de Türkiye’deki internet kullanıcılarının %76 gibi bir çoğunluğunu oluşturan Facebook kullanıcıları 2015’te Türkiye’de 45 milyon internet kullanıcısı olacağını tahmin eden E-marketer verileri esas alındığında ise %12’lik artışı göstermekte ve Türkiye’de internet kullanıcılarının yüzde 88’inden fazlasını oluşturmaktadır. Marketing Türkiye’de (2015) yayınlanan Facebook verilerine göre Türkiye kullanıcılarının %65’i Facebook’a her gün düzenli olarak geri gelmektedir. Bu oran, dünya geneli ortalamasıyla benzer eğilimdedir. Bu sosyal medya ağının Türkiye’deki kullanıcı sayısı, sahte hesaplar dahil, 40 milyon olmasına rağmen günlük aktif kullanıcı sayısı %66 oranına tekabül eden 26,4 milyondur.  2015 ikinci çeyrek verilerine göre Facebook’a her ay ve her gün geri gelen Türkiye kullanıcılarının  yüzde 89’u mobil cihazlar üzerinden ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarını kullanmaktadır. 

Facebook’taki ‘Beğen’ butonu, ‘Paylaş’ butonunun bir türevi olarak değerlendirilebilir. 2009 yılında tasarlanan bu butonlar, önceden tanımlanmış birer hesaplama etkinliği olarak kullanıcının bir içerikle ve diğer kullanıcılarla kısa, olumlu, afektif ve geribildirim yaparak etkileşimini sağlamaktadır. ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonları, kullanıcıların hem belirli bir içeriği ne kadar beğendiğini ve paylaştığını görünür ve ölçülebilir kılmakta, hem de toplumsal etkileşim sağlamaya aracılık etmektedir. ‘Paylaş’ butonuna basan bir kullanıcı, paylaşılan içerikle birlikte yorum da yapabilirken, ‘Beğen’ butonu ile – içeriği – beğenilen kullanıcıya geribildirim yapabilmektedir. Bu butonlar sayesinde gerçekleşen toplumsal etkileşimler ise günümüzde özellikle dijital araçları gündelik hayatında yoğun seviyede kullananlar arasında son derece yaygın ve kanıksanmış durumdadır. 

2015 yılı itibariyle Facebook kullanıcıları arasında %35 ile en yüksek oranı 18-24 yaş aralığındaki 14 milyon genç oluşturmaktadır. Bu oran 2011-2015 itibariyle değişmemiştir. Yaş aralığı bakımından değerlendirildiğinde de 2015 yılında  Facebook kullanıcılarının dağılım tablosunda bir değişiklik tespit edilmemiştir. Türkiye İstatistik Kurumu 2015 verilerine göre Facebook’un en büyük kullanıcı grubu Y ve Z kuşağının oluşturduğu 18-24 yaş aralığındaki üniversite öğrencileridir. 2009’da Türkiye, sosyal medyada geçirilen süre açısından ayda ortalama 30 saat ile Avrupa’da birinci konumda yer almaktadır (Şener, 2009). 2014’e gelindiğinde ise Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın (2014) 26 ilde yaptığı anket sonuçlarına göre bu oranın 5 yıl içinde üç katına çıkarak ayda ortalama 90 saate kadar çıktığı açıklanmıştır. Bu araştırmaya katılan gençler arasında sosyal medyada 6 saat ve üzeri zaman geçiren gençlerin oranı ise %13 olarak tespit edilmiştir. Araştırmalar aynı zamanda internet ağına erişimin ve mobil telefonlar aracılığıyla bir uygulama haline gelen Facebook’a erişimin artmasıyla birlikte bir oturumda geçirilen toplam sürenin de daha parçalı zaman aralıklarına dağıldığını ve yayıldığını ortaya çıkarmıştır. We Are Social tarafından hazırlanan İnternet ve Sosyal Medya Kullanıcı İstatistikleri’ne göre (2014) Türkiye’deki internet kullanıcıları gün içerisinde ortalama 4 saat 37 dakikayı internette, 2 saat 51 dakikayı mobil internette ve 2 saat 56 dakikayı ise sosyal medyada geçiriyor. Kullanıcıların televizyon başında geçirdiği süre ise günde ortalama 2 saat 17 dakika” olarak belirtilmiştir. Sosyal medya kullanımında ise yine Facebook kullanımı ağırlıktadır. Facebook’un mobil telefonlarda kullanım oranındaki artış göz önünde bulundurulduğunda bu sonuç, ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarının anın koşullarına göre kullanılma yollarını daha çok çeşitlendirdiğini de ortaya koymaktadır. 2011 itibariyle masa başı oturum haricinde Facebook’un en yaygın kullanım zaman aralığı, ayda ortalama 6 saat ile birini ya da bir şeyi bekleme sürecinde ortaya çıkmaktadır. Ayda ortalama 4 saat ile öne çıkan trafikteki bekleme aralığı ise fiziksel olarak durmaya yakın ancak aynı zamanda son derece dinamik bir şekilde akan toplumsal etkileşim ilişkilerinin bir başka yönünü açığa çıkarmaktadır. Interactive Advertising Bureau Türkiye Ölçümleme Araştırması Gemius 2015 Aralık verileri de toplam kullanım süresi ile ilgili benzer tespitler içermekte, araştırmaya göre kullanıcılar Facebook’ta ayda ortalama 8 saat 9 dakika, günde ortalama 16 dakika kalmaktadır. Ünsal’a göre (2016) İstanbul’da yaşayan 18-24 yaş aralığındaki üniversiteli gençlere bakıldığında ise bu oran günde ortalama 80 dakikaya kadar çıkmaktadır. IDC şirketinin 2013 yılında 7 bin kişi üzerinden gerçekleştirdiği araştırma, Amerika Birleşik Devletleri’nde ortalama bir Facebook kullanıcısının günde yaklaşık 13.8 kez Facebook uygulamasını açmaya yöneldiğini vurgulamaktadır. Türkiye kullanıcıları ise Facebook’ta yaklaşık 2 saatte bir 22 saniye ile 2 dakika arasında zaman geçirmekte ve ortalama 30 dakika harcamaktadır. Bu veriler göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’de sosyal medya üzerinde giderek artan bir toplumsallaşma yaşandığı açıkça ortaya çıkmaktadır. IDC (2013) şirketinin verilerine göre Facebook uygulamasının en çok kullanıldığı alanlara bakıldığında %28 ile spor salonları, %27 ile restoranlar ve %26 ile alışveriş merkezleri gelmektedir. Bu oranlar kullanıcı sayısındaki artışa bağlı olarak araştırmanın ilk evresinde erişilen veriler ile de örtüşmekte, %13 oranındaki trafikte ya da bir şeyi/birini bekleme sürelerinin %19’a çıkarak arttığını ve çeşitlendiğini göstermektedir.

Türkiye’de gençlerin ve özellikle üniversite öğrencilerinin Facebook ile ilişkisini inceleyen araştırmalara bakıldığında (Koçak ve Özcan, 2002; Balcı ve Ayhan, 2007; Şener, 2009; Biçen ve Çavuş, 2010; Akçay, 2011) insan ile insan olmayan arasındaki ikili ayrımın sürdürüldüğü toplumbilim yaklaşımları dikkat çekmektedir. “Modern düşünce ise özne ile nesneyi birbirinden kategorik olarak ayırarak başlamıştı. Bugün ise modern toplumda özne ile nesneyi birbirinden ayırmak anlamsızdır. Her ikisi de birbirinin yerine geçebilir haldedir” (Dellaloğlu, 2003: 28). Sosyolojinin kurucularından kabul edilen Emile Durheim ile aynı dönemde yaşamış ancak alanyazında daha az başvurulan Gabriel Tarde’ın mikro-sosyolojik ve ekonomi psikoloji yaklaşımı açısından değerlendirildiğinde ise Facebook gibi bir sosyal medya ağı, insan ve insan-olmayan unsurlar, ya da monadlar arasındaki tekrar, taklit, zıtlık, uyum ve adaptasyona dayalı etkileşim ilişkilerini açığa çıkarmaktadır.

Monadlar, kendisi yoluyla evrenin oluşmasını sağlayan sonsuz küçük birimlerdir (Latour, 2008, s.36). Bu önermeye göre Facebook kullanıcıları birer monad olabileceği gibi, Facebook’un işlemesini sağlayan butonlar, duygikonlar (emoticons), klavyedeki harfler, beğenilen ve paylaşılan içerikler, modem, bilgisayar, bitler, pikseller de birer monad sayılır. Monadlara odaklanan bu mikro-sosyolojik yaklaşımda insan ile insan-olmayan arasındaki ayrım önemsizdir. Yani bu yaklaşımda özneye odaklanmaktansa, öznelleşme koşullarını açığa çıkaran etkileşim ilişkileri öne çıkar. Buna göre Facebook kullanıcı davranışları işte bu monadlar arasındaki etkileşim ilişkileri ile birlikte güncel bir sosyallik ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de toplumsallığı yalnızca bireyler arasındaki etkileşim ilişkileri olarak daha konvansiyonel bir şekilde değerlendiren araştırmacılara göre Facebook ile sosyallik arasındaki ilişki etkisiz bulunmaktadır. Örneğin Şener’e göre (2009: 7) “Facebook’ta kurulan iletişimin kişileri daha sosyal kıldığını söylemek zor” bulunmaktadır. Kullanıcıların ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonları aracılığıyla etkileşim kurdukları içeriklerle güncel toplumsal olaylarla ilgili tavır ve tutumlarını belirledikleri ve bunu görünür kıldıkları düşünüldüğünde toplumsal etkileşim ilişkilerini bugün başka yaklaşımlarla incelemenin gerekliliği açığa çıkmaktadır.

Plastikleşmiş Kimlikler ve Algoritmik Yönetimsellik

Bugün algoritmalar ve veri yığınları üzerine inşa edilen ve siyasi-ekonomik oluşumları güncelleyerek yeniden yapılandıran bir yönetim zihniyeti ile karşı karşıyayız. Foucault (1991) “yönetimsellik” terimiyle, Batı toplumlarında bir devleti yönetme ile kendi kendini yönetmenin, yani özyönetim tekniklerinin yapısal olarak nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyar. Yönetimsellik siyasi olduğu kadar ekonomik denetimi mümkün kılar. Facebook gibi sosyal medya platformlarında etkileşim ilişkilerine olanak veren ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonları, kullanıcıların kendilerini yönetmelerine imkan tanıyan teknikler olarak ekonomik ve henüz yeterince açıklanamayan siyasi işlevlere sahiptir. Dijital kültüre dayalı güncel yönetimselliğin dayanak noktalarından biri ise verinin sermaye olarak mübadeleye sokulduğu ve veriye dönüştürülen öznelleşme süreçleri ve işlemleri gibi durmaktadır.

‘Beğen’ ve Paylaş’ butonlarıyla kurulan etkileşim ilişkileri sonucunda kullanıcıların dinamik bir profil oluşturma eylemi ortaya çıkmaktadır. Profil, sosyal medya uygulamaları aracılığıyla oluşturulan kimliğin değiştirilebilir, görünür ve gözetlenebilir kılınan biçimidir. Kapitalist ideolojinin tüketimle olan ilişkisi açısından birey, profil oluştururken seçici bir kurgu yapmakta, olmayanı oluşturabilmekte ya da gerçekliği değiştirebilmektedir (Güzel, 2006: 7, aktaran Özdemir, 2009: s. 376-377). Türkiye’deki kullanıcıların Facebook’ta geçirdikleri ayda ortalama 8 saat dikkate alındığında profil güncellemede Hardt ve Negri (1999, 2000, 2003) ile Lazzarato’nun (1996) vurguladığı ‘gayrı-maddi emek’ ve ‘afektif emek’ sürecinin yoğunluğu dikkat çekmektedir. Afektif emek, duygunun ortaya çıkmasını sağlayan koşullarla ilgili olduğu için elle tutulur ve görünür bir emek türü değildir. Yani emek süreci çoğu kullanıcı için gündelik yaşamın içinde çok da fark edilmeden gerçekleştirilmektedir. Sonuç itibariyle sosyal medya kullanımı bir boş zaman etkinliğidir ve çoğunluk tarafından iş kategorisinde değerlendirilmemektedir. Ancak sosyal medyada geçirilen zamanın yoğunluğu dikkate alındığında gündelik yaşamın içinde hakim olan bir görünmeyen emek türünün yaygın kullanımı da açığa çıkmaktadır. Araştırmada Facebook kullanmayı bırakanların  (%5,5) neredeyse tamamının ‘zaman kaybı’nı neden olarak vurgulaması da bu gayrı-maddi emek yoğunluğu ile ilintilidir. Görüşmelere vurgulanan diğer nedenler ise “sıkıcılık”, “hakiki ve samimi bulmama”, “ilgisizlik”, “meşguliyet” ve “takip edilmek istememek” olarak ifade edilmiştir. Bu unsurlar kullanıcıların hakim emek yaptırımlarıyla kurdukları ilişkileri betimlemesi açısından değerlendirildiğinde toplumsal işbölümüne katılmayan bir azlığın kaçarak varolma koşullarıyla bağlantılı durmaktadır.

Araştırmanın ikinci evresinde dikkat çeken bir diğer husus ise Facebook’u kullanmayı bırakanların vurguladığı “plastikleşmiş kimlikler”dir. Kullanıcılarla yapılan görüşmelerde ifade edilen bu betimleme, kullanıcıların fiziksel ve dijital ortamda birbiriyle çelişen kimlikler oluşturması ve bunun da hakiki, samimi ve içten toplumsal etkileşimi engellediği yönündedir. Dünya genelinde Facebook sahte hesap oranının %6 (We are Social, 2015), ve kabaca bir hesapla, Türkiye Facebook kullanıcılarının yaklaşık 2,3 milyon olduğu düşünüldüğünde bu betimlemenin tutarlılığı ortaya çıkmaktadır. Sahte ve çoklu hesapların çoğunluğu oluşturmadığı göz önünde bulundurulursa, Facebook’un kimlik kürasyonuyla ilgili veri operasyonuna, yani sermaye ilişkilerine dahil olan milyonlarca kişinin metalaşan değerlere dayalı veri üretimi ve afektif emek yoğun toplumsallığı dikkat çekmektedir:

Kullanıcılar birbiriyle paylaşır ve etkileşime geçerler çünkü kendini ifade etmek iyi ve değerli hissettirir. Bir uygulama içinde bir kimlik yaratmak ve onun kürasyonunu yapmak, o uygulama ile giderek daha güçlü bir duygusal bağ kurmaya neden olan bir temel ilkedir. Kullanıcının kimliğini temsil eden bir profil yapması, kullanıcılar için motivasyon ve kişisel değer sağlamaktadır.

Kürasyon terimi ağırlıklı olarak sanat alanında kullanılsa da sosyal medya ağlarıyla dijital kültür alanına taşınmış ve benimsenmiştir. Curare ve care sözcükleriyle ilişkili olan kürasyon iyileştirmek, ilgi ve özen göstermekle bağlantılıdır. Sosyal medya aracılığıyla benliğin (kendiliğin) iyileştirilmesi ve benliğe ilgi ya da özen gösterilmesiyle kimlik, sürekli ve seçici bir şekilde yeniden düzenlenmektedir. Plastikleşmiş kimlikler sosyal medya aracılığıyla yönlendirilmiş duygu ve fikirlerle tutum ve davranışların belirlenmesine ve benlik oluşturma sürecinde fabrikasyon işlemlerine tabi tutulmuş prototipleşmeye işaret etmektedir. Bu haliyle ortaya çıkan bireyin zaten kültür endüstrisinin sürekli yeniden ürettiği bir sahte birey oluşu (Adorno, 1989, aktaran Dellaloğlu, 2003: 27) esasen güncel bir tartışma değildir. Günümüzde dikkat çeken, bu tür bir ahlaki  yargılamadan öte Allahyari ve Rourke’un (2015) Additivist Manifesto’da belirttikleri üzere, plastikleşmenin ötesindeki siyasi, toplumsal ve ekonomik boyutları keşfetmek ve bu unsurları ters yüz edebilme gücünü açığa çıkararak bu gücü kullanma yollarını icat etmekle ilgilidir.

Sosyal medyada plastikleşmiş kimliklerin üretiminde ve kimlik kürasyonuna dayalı profil oluşturma operasyonunda gayrı-maddi emeğin bir türü olarak nitelendirilebilecek afektif emek etkin olarak kullanılmaktadır. Yani güven, mutluluk, karşılıklı anlayış, samimiyet, sadakat gibi “duygunun yaratılması ve manipülasyonu”nu (Hardt ve Negri, 2003: 307) sağlayan koşulların afektif düzenekler oluşturması, Facebook kullanıcılarının beğeni ve paylaşımları aracılığıyla gerçekleşmektedir. Böylelikle sermaye olarak veri üretimini ve dolaşımını sağlayan hammadde kaynağı olarak duygular metalaşmakta, plastikleşmekte ve içeriğini kaybederek algoritmik yönetimselliğin yayılması için bir sermaye aracı işlevi gören kaygan yüzeyler oluşturmaktadır. Morini’nin (2007: 40) de ifade ettiği gibi “bilişsel kapitalizm, ilişkisel ve duygusal özelliklerden değer yaratmaya öncelik tanıma eğilimindedir”.

İşte bu nedenlerden dolayı sosyal medya ağları, afektif emek operasyonu ve algoritmalarla birlikte işleyen güncel yönetimsellik anlayışının en önemli araçlarından biridir. Algoritmalar ve algoritmik operasyonların etkisi bugün Türkiye’deki sosyal bilimciler tarafından pek tanınmamaktadır. Oysa algoritmalar gündelik hayatın içine sızarak yayılmış etkin operasyon araçlarıdır. Örneğin 2011 yılında kullanılmaya başlanan ve 2013 itibariyle yaklaşık 100.000 veri işlemi yapan Facebook’taki Edgerank, kullanıcıların haber akışında en sık beğendikleri, paylaştıkları ya da yorum yaptıkları içeriğe öncelikli olarak ulaşmalarını sağlayan bir algoritmadır. Edgerank beğenme ve paylaşma sıklığını, beğenilen ve paylaşılan içerik türü ile zamanını kategorize eden ilişkisel ve etkileşimsel bir değer yaratma enstrümanı olarak kullanılmaktadır. Bu niteliğiyle algoritma sosyal medya platformlarında bir tür eşik bekçisi işlevi görmektedir.

Enformasyonun ilgi alanlarına göre kişiselleştirilmesi amacıyla kullanılan eşik bekçileri içeriğin nasıl filtreleneceğine, aktarılacağına ve yayılıp yayılmayacağına karar veren “editör otomatları” olarak tanımlanabilir. Edgerank algoritmasının “ilgi skoru” (affinity score) adlı değişkeni, kullanıcıların beğendiği içerikle nasıl bir ilişki içerisinde olduğunu, ilgi derecesini ve o içerikle etkileşimini ölçmekte,  kullanıcıların sıklıkla beğendiği hesapların içeriklerini haber akışında daha öncelikli ve daha fazla görmelerini sağlamaktadır. Duyguların yaratılmasına ve manipüle edilebilmesine olanak tanıyan bir koşul olarak karşımıza çıkan bu algoritma, kullanıcıların beğenme ve paylaşma tercihleriyle kimlik kürasyonu süreçlerini etkileyen ve diğerleriyle etkileşimini doğrudan denetleyen ve yönlendiren afektif bir gözetim ve denetim aracıdır.

Bu aşamada şunu tekrar vurgulamak gerekir ki gayrı-maddi ve afektif emek yeni bir olgu değildir, ancak “yeni olan, onun sermayenin doğrudan bir üretim aracı haline gelmesi ve günümüzün enformasyona dayalı ekonomilerinde geniş bir sektörel alanda en yüksek değer yaratma kapasitesidir’’ (Hardt, 1999: 97). Bu emek pratiğinin görünmez olmasının başlıca nedeni ise emeğin niteliğine (kol emeği/zihin emeği) ve vasfına (yüksek/orta/düşük vasıflı) ait farklılıkları giderek bulanıklaştırması ve benzeşme eğilimine yol açmasıdır. Bu husus, plastikleşmiş kimlikler ile bağdaşmakta ve benzeşme esasının giderek yoğunlaştığı, farklılığa ve çeşitliliğe verilen değerin giderek seyreldiği bir toplumsallaşma sürecini karşımıza çıkarmaktadır.

Benzeşme esasına dayalı hakim normu içselleştirme eylemi, toplumun çoğunluğu tarafından neredeyse kaçınılmaz olan bir düzene uyum sağlama arzusundan kaynaklanmaktadır. Dijital ve fiziksel dünyalar arasındaki yapay ayrımı artıran bu sonuç, sosyal medya alanında teknolojik determinizmin bilgi ve iktidar üretim süreci içinde tekrar etme potansiyelini etkinleştiren bir kavrayış olması nedeniyle de önemli durmaktadır. Sosyal medya platformları şunu açığa çıkarmaktadır ki teknolojik determinizm ile benzeşme esasına dayalı toplumsallaşma arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Benzeşme esasının yoğunlaştığı ve belirlenmiş olana uyum sağlama çabasının arttığı toplumlarda, çoğunluk esasına dayalı kanı, hüküm ve yargı geliştirme de artmakta, bilgi ve iktidar da bu esaslara göre otoritesini meşrulaştırmaktadır. Toplumsal değişimi imleyen bu gelişmelerin altında ise bugün algoritmalara dayalı bir güncel yönetimsellik anlayışı bulunmaktadır.

‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ Ekonomi Psikolojisi

‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ gibi kullanıcı odaklı veri hesaplama uygulamaları, Tarde’ın ekonomi-psikolojik yaklaşımına dayalı toplumsallık yaklaşımıyla birlikte irdelendiğinde taklit, sahip olma, icat, yenilik, arzu ve inanç gibi unsurlarla kurulan etkileşim ilişkilerini açığa çıkarmaktadır. “Bağlantı (link) ekonomisi” ve “tık (hit) ekonomisi”nden sonra ortaya çıkan “beğen ekonomisi” (Gerlitz ve Helmond, 2011: 3-5) ile “paylaş ekonomisi”nin yaygınlaştığı günümüzde içeriği seçen ve düzenleyen tek bir merkezi yönetici yerine sıradan internet kullanıcıları, manuel kopyalama ve yapıştırma işlemleri yapmadan bir aracı sayesinde eyleme geçmektedir. Denetim ve yönetim işlevinin görünür merkezi bir iktidar ve otorite figüründen teknoloji aracılığıyla dinamik ve çok merkezli bir görünmeyene dönüşmesiyle kullanıcı, diğerinin paylaştığı içeriği beğendiğini görünür kılmak suretiyle kendi profilini ve belirli bir var olma halini, yani profilini düzenleyerek benlik inşa etmeyi sürdürmeye çalışır. Bir içeriği kaç kişinin, kimlerin ve ne zaman beğendiği ile paylaştığının ölçülebilir, hesaplanabilir, sınıflandırılabilir ve görünür kılınmasıyla veriye dönüştürülmesi algoritmik yönetimselliğe işlerlik kazandırmaktadır.

Bulut teknolojisi altyapısına dayalı olan algoritmik yönetimsellik anlayışı güç ilişkileri ile doğrudan ilgilidir. Tarde’ın toplumsallık yaklaşımı bakımından değerlendirildiğinde beğen ve paylaş ekonomisinin, istek ve inanç güçleri arasındaki akışlarla birlikte ortaya çıktığı tartışılabilir. Tarde’ın yaklaşımına göre, beğen ve paylaş butonlarının kullanımı, diğerinin ifşa ettiği bir değere sahip olarak, bu değeri paylaşarak ve yayarak bu değere atfedilmiş güce sahip olmayı istemek ve bu değere sahip olduğu takdirde bir şekilde daha güçlü olacağına inanmakla ilgilidir. Beğenme ve paylaşmanın görünür kılınması sayesinde kullanıcılar birinden diğerine akan istek ve inanç akışlarıyla toplumsallaşmakta ve kimlik kürasyonu yapmaktadır. Örneğin o anda yalnızlık hisseden birinin paylaştığı içeriği beğenmek ve paylaşmak o kişinin güç olarak değer sayabileceği yalnızlık duygusu üzerinden bir etkileşim kurmak ve yalnızlığın içinde bulunulan anın koşullarına göre ortak bir değer olarak paylaşıldığını ve benimsendiğini göstermektedir. ‘Beğen’ butonuna basarak beğenme eylemini gerçekleştiren, yalnızlık değerini sahiplenerek benliğe dair bir unsuru görülür kılmış ve kimlik kürasyonuna eklemiş olmaktadır.

Bakıroğlu’na (2015) göre “‘Beğen’ butonunun kullanım alanı sonraki süreçte Facebook’la sınırla kalmamış buna benzer bir uygulamayı Google da başlatmıştır. ‘Google Like’ eklentisiyle Google’da yapılan aramalar sırasında web sayfalarını da beğenmek mümkün hale gelmiştir ve bununla birlikte sosyal paylaşım ağlarındaki ‘arkadaş’ çevresinden kimlerin hangi web sitelerini beğendikleri de bu eklenti aracılığıyla görülebilmektedir. Bu uygulama, arama sonuçlarının yanı sıra Google reklamları için de geçerli olmaktadır. ‘+1’ olarak simgelenen beğenme butonunun tıklandığı arama sonuçları ise, yeni aramalarda ilk sıralarda yer almaktadır.” ‘Beğen’ butonu ve bu aracın yarattığı güç, 2015 yılında Twitter tarafından da taklit edilerek benimsenmiş, farklılaştırılarak mutasyona uğratılmış ve paylaşılmıştır.

Tarde’a (1903) göre taklit edilmesi kaçınılmaz olan her eylem icat olarak adlandırılabilir. Buna göre, bir toplumun karşı karşıya olduğu bir soruya ya da soruna yanıtı olanlar, diğerlerinin izleyebileceği bir model icat ederler. Bu da diğerleri için yenilik sayılır. Yenilik bir çözüm olarak bir değerle ilişkilendirilir ve güç olarak benimsenir. Facebook, Google ve Twitter ilişkisinden değerlendirildiğinde bir icat ve yenilik olarak sahip olunmak istenen ‘Beğen’ butonu ve bu butonun yarattığı değerlere sahip olunduğu takdirde daha güçlü olacağına inanma, teknolojik yayılmayı da etkileyen önemli faktörlerden biri olmaktadır.

Twitter yöneticileri taklite dayalı bu değişiklikle ilgili Twitter’ın kullanımını daha kolay hale getirmeyi amaçladıklarını belirtmiştir. Kolaylık burada ifade edilen değerlerden ve benimsenen güçlerden biri olarak yorumlanabilir. Yeniliğin yayılma sürecinde bazı mikro mutasyonlar da gerçekleşmektedir. Örneğin Twitter’da favori butonun simgesi olan yıldız, ‘Beğen’ butonunun ardından yerini kalp ikonuna bırakmıştır. Gri renkteki kalp ikonu herhangi bir tweet beğenildiğinde kırmızı renge dönüşmektedir. Bu değişikliğin ardından Twitter’daki “Favoriler” başlığı artık “Beğeniler” başlığı olarak görünmektedir. Twitter’ın ‘Beğen’ butonuyla ilgili yaptığı taklite dayalı değişiklik, aynı zamanda afektif emeğin işe koşularak veri üretimini artırmaya yönelik bir hamle olarak da yorumlanabilir. Twitter yönetiminin konuyla ilgili yaptığı açıklamaya bakıldığında, veriye ve algoritmik yönetimselliğe dayalı etkileşimi kolaylaştırarak dolaşıma sokulacak sermaye birikimini arttırmanın bir değer olarak görüldüğünü açıkça ortaya çıkmaktadır. Elbette yenilik, her zaman kolaylıkla benimsenen bir olgu değildir. Mevcut olanı muhafaza etme eğilimi gösteren kullanıcılar açısından bakıldığında bu değişikliğin bir güç değeri olarak görülmediği, dolayısıyla bir soruna çözüm getirmediği, benimsenme isteğinin ve inancının olmadığını vurgulamak gerekir. BBC Türkçe’ye göre (2015) “Bazı kullanıcılar ‘her şeyi beğenemeyeceklerini’, yıldız butonunun bu anlamda ‘mesajı beğenmeseler de favorilerine ekleyebilecekleri’ anlamına geldiğinden daha kullanıcı dostu olduğunu belirtti. Yıldız butonunun geri gelmesini isteyen kullanıcılar #FavorimiGeriVer etiketini Türkiye’de en çok konuşulan başlıklar arasına soktu”. Tüm bunlara rağmen, Twitter’ın önerdiği değişiklik veri üretmeyi kolaylaştırma bakımından işe yaramış olmalı ki 2016 yılında Facebook da Beğen butonunda kullandığı duygikonları çeşitlendirmiş; onaylama, sevme, şaşırma, üzülme ve kızgınlık duygularıyla afektif emeğin veri olarak daha kolay okunmasına olanak yaratacak bir değişikliği benimsemiştir.

Güncel iktidar teknikleri yönünden değerlendirildiğinde sosyal medya kullanımında görünen ve doğrudan etki eden bir yaptırımcı, zorlamacı ve baskıcı yönetici figürü bulunmaması algoritmik yönetimselliğin önemli unsurlarından biridir. Bu nedenle teknolojinin ve teknolojinin işleyişine gömülü olan gayri maddi emek yoğun toplumsal etkileşim ilişkilerinin kendiliğinden ya da herhangi bir yaptırım olmaksızın işlediğine dair algı yaygındır. Oysa sosyal medyada ifade edilen eleştiri gibi geri bildirimler dahi veri üretmeye yönelik bir sermaye unsurudur. Sosyal medyada yaptırımcı ve otoriter bir görünür iktidar figürünün merkezi niteliğinin bulunmaması, ücretsiz işgücü olarak veri üreten kullanıcı sayısındaki artışa ve bir sermaye olarak işleyen veri mübadelesindeki yoğunluğa yol açmaktadır.

Bugün değişen yönetimsellik unsurları ve iktidar oluşumu ile ilişkili olan bu sermaye üretimi, yumuşak denetim teknikleriyle gerçekleşmektedir. Bireyin gündelik yaşamında dağınık ve parçalı bir yapıda olmasına rağmen iktidarın ideolojik unsurları yumuşak denetim sayesinde giderek yaygınlaşmakta ve gücünü arttırmaktadır. Sosyal medya platformlarında yapılan her eylem, veri olarak kimliklere eklemlenmekte ve kayıt altına alınan büyük veri yığınları ise toplumsal yaşam ile ilgili muazzam bir bilgi oluşturmaktadır. Bu bilginin nasıl oluşturulduğu ise “Ecomediatic Data: An Introduction to Critical Big Data Studies” (2014) başlıklı makalemde tartıştığım üzere başlı başına başka bir sorundur.

Yoğunlaşan sosyal medya kullanımı ve taklitle yayılan benzer uygulamalar yakından incelendiğinde gayrı-maddi emeğe dayalı (veri)sermaye piyasasının giderek artan gücü bir kez daha açığa çıkmaktadır. Bu gücün nasıl oluştuğuna bakıldığında ise Tarde’ın (2010: 87) toplumun taklit ve taklitin de bir uyurgezerlik olduğuna dair vurgusunu hatırlamak gerekir. Bu uyurgezerliğin altında ise farklılaşmak ve sahip olmak koşuluyla varlığı hissetme arzusu ve afektif etkileşimler bir kez daha karşımıza çıkmaktadır. O halde var olmanın farklılaşmak ve sahip olmak olduğunu belirten Tarde açısından ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarının işleyişi incelendiğinde acaba taklit, sahip olma ve farklılaşma koşuluyla var olmak kullanıcılar için nasıl mümkün olmaktadır?

Beğeni(li)yorum ve Paylaşı(lı)yorum, O halde Varım

Bugün benlik diyebileceğimiz “kendilik, kimlik kürasyonu süreçleriyle modellenmektedir” (Schiphorst 2011: s. xii). Bir kişiyle ilgili çevrenin algısını ifade eden kişilik kavramından farklı olan benlik,  kişinin zihninde oluşturduğu  kendisidir. Mead’in (1993) “bireysel benlik” ve “toplumsal benlik” olarak, klasik bir şekilde yaptığı ayrıma, Cooley “ayna-benlik” kavramını eklemiştir. Ayna-benlik, gündelik etkileşim ilişkilerinde çevreden alınan kendimizle ilgili mesajların benliğimize yansımasını ifade etmektedir (Danziger, 1971). Bu durumda kimlik kürasyonu, Cooley’in ifadesiyle, icra edilen bir ayna benlik inşası sayılabilir. Bu süreç içinde başkasının rolünü taklit etmek kaydıyla kişinin kendini başkalarının yerine koyması ya da şeyleri başkasının gördüğü gibi görmesi söz konusudur. Bu süreç içinde kişi için içinde bulunduğu anın koşullarına göre değişiklik gösterebilecek bir “önemli başkası” ve “genelleştirilmiş başkası” ortaya çıkabilmektedir. Nitekim Facebook’ta kullanıcılara sunulan yakın arkadaş ya da halk (people) gibi derecelendirme ve ayrıştırma işlevi gören seçim mimarisi ile en fazla beğenilen ve paylaşılan kişilerin haber akışı içinde daha öncelikli hale getirilmesi, dinamik bir benlik oluşturma ya da kimlik kürasyonu işlemlerine etki eden hususlardan biri olarak örnek verilebilir.

Dinamik bir benlik inşasıyla yapılan kimlik kürasyonu, performansa dayalı yaratım işlemleri ve süreçlerinden oluşmaktadır. Bu noktada ekonomik performans faktörü olarak kullanıcının gelir üretme verimliliğine ilişkin verinin benlik ve öznelleşme süreçleri ile işlemlerine dayalı olduğu unutulmamalıdır. Sosyolojik araştırma yaklaşımını dramaturjik unsurlarla geliştiren Goffman’a göre (1959) “İnsanlar için başkalarının onları nasıl algıladığı çok önemlidir ve [insanlar] başkalarının gözünde hoşa giden ve uygun olan bir imaj yaratmak için belli kimlikleri sahiplenirler”. ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonları kullanılarak diğerlerine etkileşimsel ritüele dayalı bir sunum icra edilmektedir. Örneğin bazı kullanıcılar ‘Paylaş’ butonunu kullanırken içeriğini paylaştığı kullanıcıdan izin almakta ve özür dilemektedir.

Kullanıcılar tarafından geliştirilen ve taklitle yayılarak sönümlenen bu etkileşim ritüellerinin yanında bazı teknik yaptırımlar ve düzenlemelerle etkileşim ilişkinin nasıl kurulması gerektiği de belirlenmekte, sınırlandırılmaktadır. Bu husustan hareketle sınırlı etkileşim ilişkileriyle ortaya çıkan belirli bir benlik inşasının ve toplumsallığın oluşturulması sayesinde ekonomik performans açısından gözetimin ve denetimin bir iktidar tekniği olarak yoğun bir şekilde kullanıldığı yeniden vurgulanmalıdır. Bu yolla sunulan benlik, kullanıcı açısından idealize edilmiş bir benliktir. İnsanların başkalarına sundukları kimliklerde, Goffman’ın deyimiyle, icra ettiği unsurlar, onaylanan, meşru ve teyit edilmiş değerleri temsil etmektedir.

İdeal bir kimlik oluşturulmak istenildiğinde, o kimlikle uyuşmayacak olan davranışlardan kaçınılmakta ya da o davranışlar gizlenmektedir. Bu durumda “Beğen” ve “Paylaş” butonları kullanılmamaktadır. Bu durumda ancak belirli yönleri vurgulanarak oluşturulan profil, başkalarının gözünde – bir şekilde – olumlu etki uyandırmaya yönelik bir sunumdur. Goffman bu süreci bir izlenim yönetimi (impression management) süreci olarak tanımlamaktadır.

Facebook’ta kimlik kürasyonu, bir benlik sunumu (self-representation) olarak otomatize edilmiştir.  Sınırlandırılmış bir seçicilik (selectivity) ölçütü bu otomatize edilen benlik sunumunun önemli bir yönüdür. Facebook kullanıcılarının günde ortalama 13-14 kez hesaplarını kontrol ettiği düşünüldüğünde ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarını kullanarak sunulan benlik ve kimlik yaratma süreçleri yoğun ve dinamik bir şekilde ancak sınırları belirlenmiş bir biçimde icra edilmektedir. ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarının kullanımı yakından incelendiğinde günümüzde hakim olan var olma kavrayışı ve uğraşı da bu şekilde okunabilmektedir. Bu butonların kullanılmasıyla benlik sunumunu sağlayan tekrar ve taklit unsurları önem, yakınlık, etki derecelerini ve seçimlerini etkilemesi bakımından önemlidir. Tarde’a (1903) göre taklit bir sorunun çözümü hakkında bir fikre sahip olan diğerinin yanıtının benimsenmesi aracılığıyla ortaya çıkar. Bu soru ya da sorun, her monadın sahip olmak istediği bir değer ve bu değere sahip olmakla kazanacağına inandığı varoluşsal güçle ilgilidir.

“Beğen” ve “Paylaş” butonlarının kullanımı, aynı zamanda kaynak mobilizasyonun güncel bir türevidir. Twitter’ın Facebook’un ‘Beğen’ butonuyla kazandığı kolaylık değerine sahip olmak istemesi, Facebook’un bu butonlarla birlikte işleyen algoritmalarla iş yükünü azaltmak ve verimlilik değerine sahip olmak istemesi, ya da bir kullanıcının bir etkinliği beğenmeyi ve paylaşmayı taklit etmesi aracılığıyla itibar kazanacağına dair inancı monadlar arasındaki etkileşimsel toplumsallık ilişkilerine örnek verilebilir. Bu süreç içinde mobilizasyonu sağlanan kaynak, içeriğin temsil ettiği ve benimsenerek taklit edilen değerlerdir. Bu yönüyle taklit aynı zamanda birinden diğerine akan arzu ve inançların diğeri tarafından sahiplenilmesi olarak tanımlanmaktadır. ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarının kullanımıyla karşılıklı etkileşim ilişkilerinde beğenilen, takdir edilen ve paylaşılan unsurların tekrar ve taklit edildiğinin görünür kılınması, yayılma arzusu ve inancıyla sahip olunacak değerler ve varoluşsal güçle ilgili durmaktadır.

Sosyal ağ içeriğini üretme ve tüketme bakımından incelendiğinde gençlerin eğlence, boş zaman geçirme, bilgilenme ve enformasyon edinme, rahatlama, stresten uzaklaşma ve sosyalleşme nedeniyle Facebook uygulamalarına yöneldikleri ortaya çıkmıştır. (Charney, 1996; Kaye, 1998; Armstrong, 1999; Koçak ve Özcan, 2002; Şeker, 2005; Balcı ve Ayhan, 2005; Balcı ve Tarhan, 2007; Işık, 2007; Toruk, 2008; Balcı ve Ayhan, 2007) Buna göre biri için örneğin eğlenme isteği ve inancı, diğerinin sahip olmak ve yaygınlaştırmak istediği bir değer olabilmektedir. Yalnızlıktan kurtulma ve diğerleriyle kurulan etkileşim ilişkileriyle sosyalleşme yollarını öğrenme de takdir edilme, itibar görme, onaylanma, başarıya kendine motive etme gibi değerlere sahip olarak içinde bulunulan anın koşullarına göre belirli bir güç kazanmayı ve de kendisiyle birlikte diğerlerini de yeniden konumlandırmayı beraberinde getirmektedir. Kimlik kürasyonuna bağlı işlemler ve süreçler, diğerleriyle kurulan bu dinamik etkileşimselliğe göre değişmektedir.

Araştırmanın ilk evresine katılan gençlerin Facebook içeriğini beğenenleri ve paylaşanları takip ettikleri ve buna önem verdikleri, beğenilmeyi ve paylaşılmayı arzu ettikleri, ve özellikle takdir edilerek itibar görmeyi öncelikli değer (%57) saydıkları görülmüştür. Bu oran araştırmanın ikinci evresinde %78’e çıkmıştır. Facebook’ta yapılan paylaşımın beğenilmesi ve paylaşılmasına verilen önem giderek artmaktadır. Benlik oluşturma süreçleri ve işlemleri ile toplumsallaşma da daha belirlenmiş bir kurguda gerçekleşmektedir. Bu değere sahip olmanın diğeri tarafından onaylanmasıyla varoluşsal güce sahip olmak, ya da bu şekilde var olduğunu hissetmek ve bu varoluş gücü bir şekilde görünür kılmak ise hala öncelikli bulunmaktadır. Dolayısıyla bu unsurlar, ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarının işleyiş ve örgütlenme ilkelerinin de bir tekrarı ve taklidi sayılarak teknoloji ve toplum arasındaki etkileşim ağlarının da nasıl çalıştığını imlemektedir. 

Tarde (1903: 140-344; 2010: 177-189) yenilik sayılanın taklit yoluyla yayılmasını mantıksal (logical) ve mantık-dışı (extra-logical) yasalar ile iki koldan inceler. Taklidin mantıksal yasalarına göre yenilik sayılanın taklitle yayılımı eskinin işlevini yeninin ikame etmesiyle gerçekleşmektedir. Megalopol yaşam koşullarının yayılmasıyla birlikte yüz yüze etkileşimin sınırlı kalmasıyla sosyal ağlar bu işlevi ikame etmiştir. Araştırmanın ilk evresinde katılan gençler arasında Facebook kullanımının yaygınlaşmasına neden olan en yaygın (%26) söylemlerden biri “arkadaşlarını bulmak”, yani zaman ve değişen yaşam koşullarıyla zayıflayan bağları güçlendirmek ve erişim ağını genişletmektir. Ancak araştırmanın ikinci evresinde bu söylem değişmiş, yerini ağırlıklı olarak eğlenmek (%32) ve gündemi takip ederek çevredekilerle ilgili etkinliklerden haberdar olmakla (%42) ilişkilendirilmiştir. Kopan ve zayıflayan toplumsal b(ağ)ları güçlendirmek ve başka ilişkiler geliştirmek amacıyla toplumsallığı besleyen Facebook’un güncel kullanımında bu sosyal medya platformunun enformasyon almaya dayalı bir kaynak sayılması dikkat çekmektedir. Bunun en büyük nedenlerinden biri ise gençler tarafından Türkiye’de televizyon ve gazeteler gibi konvansiyonel medyada haber içeriklerinin birbirine benzemesi ve çeşitli konularla ilgili enformasyona erişim talebi olarak belirtilmiştir. Özellikle 2013 yılından itibaren yaşanan sansür, erişim engeli ve kısıtlamalarının etken neden olarak gösterildiği görüşmelerde gençler arasında öncelik verilen değerler arasında ‘Haber alma özgürlüğü’ ve ‘ifade etme özgürlüğü’ daha yoğun bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.

Tarde’ın taklite dayalı toplumsallaşma sürecindeki yenilik sayılanın mantık-dışı yollara göre yayılma kavrayışında haber değeri taşıyan bir içerik ya da eğlence değeri taşıyan bir videon içinde bulunulan anın ve mekanın koşullarına göre bir yenilik olarak değerlendirilebilmektedir. Bu şekilde yenilik sayılanın taklitle yayılması, yukarıdan aşağıya doğru olduğu için birinin paylaştığı içeriği beğenmek ve paylaşmak suretiyle telkinde bulunanın sahip olduğuna inanılan bir değerin arzu edilmesi ve sahiplenilmesi yoluyla aynı zamanda taklit edilmeye uygun, üst bir konuma geçilebilmektedir. Burada artık alt ve üst konumlar sabit ve değişmez olmaktan çok dinamik ve akışkandır. Yani bir durumda değerden ve güçten yoksun olduğu için daha alt konumda olan, diğer durumda başka bir diğere ve güce sahip olduğu için daha üst konuma sahip olabilir. Dolayısıyla haber alma ve ifade edebilme özgürlüğü, kısıtlanan bir güce bir değer olarak sahip olmak ve bu değere sahip olduğu takdirde daha güçlü olacağına inanmakla ilişkilendirilebilir. Ancak bu hususun incelenmesi ve daha tutarlı çıkarsamaların yapılması için daha ayrıntılı bir araştırma yapmak gereklidir.

Tarde’in (1903) ifadesiyle mantık-dışı yollara göre yenilik sayılanın taklitle yayılması sürecinde fikirler ve amaçların araçlar ile ifade biçimlerinden daha önce yayıldığı varsayımı bulunmaktadır. Yani benzer ifade biçimlerini ve araçlarını beğenen, paylaşan ve kullananların fikirsel ve amaçsal olarak paylaştığı bir ortaklık var sayılmaktadır. ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarının toplumsal yönü, işte bu paylaşıldığı var sayılan fikirsel ve amaçsal ortaklık ve bu ortaklık aracılığıyla sahip olunmaya çalışılan değerler ile ilgilidir. Homojen, yani benzer şeyleri beğenen ve paylaşan gruplar ve cemaatler arasında popüler olanın daha hızlı yayılması ise değerlerin dolaşıma sokularak yayılma sürecini ve değerler üzerinden akan toplumsal etkileşim ilişkilerini göstermektedir.

Facebook gibi yaygın bir sosyal ağdaki ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarının sıklıkla kullanılması, fiziksel gündelik yaşamda giderek bulmakta zorluk çekilen mekân ve amaç birlikteliğini sağlamaktadır. Bu mikro ölçekteki teknolojik unsurlarla oluşan birliktelik anları ve alanları, değerlerin mübadelesi ve paylaşımı aracılığıyla toplumsal değişimin yaşandığı popüler hareketlilik alanları olması bakımından da önemli durmaktadır.

Socialbakers (2015) tarafından yayınlanan verilere göre Türkiye’deki Facebook kullanıcıları arasında 12.597.944 beğeni sayısıyla Galatasaray ve 9.775.737 beğeni sayısıyla Fenerbahçe gibi ulusal bazda en çok taraftar sayısına sahip iki spor kulübü gelmektedir. Etkileşim alanının beğeni yapan kullanıcı sayısı bağlamında geniş olduğu bu topluluklardan sonra 7.627.237 beğeni sayısıyla T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sayfası karşımıza çıkmaktadır. Bu gruplar içinde ve arasında değerlerin mübadelesi ve paylaşımı aracılığıyla nasıl bir toplumsal etkileşim  yaşandığını tespit edebilmek için daha geniş ölçekli bir araştırma yapmak kaçınılmaz durmaktadır. Yine de bu bulgu bir çıkarsamanın yapılmasına olanak tanımaktadır. Türkiye’de aidiyet duygusunun giderek artan bir değer olarak sahiplenilmesi, aidiyetsizlik hissinin arttığına işaret etmektedir. Topluluğun gücüne sahip olmayı istemek ve inanmak Türkiye’de giderek artmakta, cemaat formasyonuna dayalı toplumsallaşma giderek yaygınlaşmış durmaktadır. Araştırmanın ikinci evresine katılan ve bu topluluk sayfalarını beğenenler tarafından en çok önem verilen değerlerle ilgili veri ise tutarsızlık bakımından yetersiz bulunmuştur. Türkiye’de futbol ile siyaset arasındaki yakın ilişki ve bu cemaatleşmeye dayalı toplumsallaşmanın Facebook’taki yansıması, bu konunun değerler bakımından daha ayrıntılı incelenmesini gerektirmektedir.

Göreli, belirsiz, müphem ve ucu açık içeriklerin ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarının kullanılmasına ilişkin karar verme sürecini etkilemesi ise gerek araştırmanın ilk evresinde, gerekse ikinci evresinde ulaşılan bir diğer sonuçtur. Polemik ve spekülatif enformasyona dayalı belirsiz içeriğin sohbete dayalı etkileşim ilişkilerini artıran bir dinamik sosyalleşme mekanizması olması, Facebook kullanıcılarının ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonları sayesinde kurdukları etkileşim ilişkilerini ve toplumsallaşmanın hangi unsur üzerinden arttığını imlemesi bakımından önemli durmaktadır. Araştırmada siyasi görüşünü ifade etmeyenler, güncel bir siyasi gelişmeyle ilgili bir diğerinin paylaştığı içeriği beğenerek ve paylaşarak kendi konumunu belirlemekte, kimlik kürasyonu yapmakta ve taklit edilesi bir değeri görünür kılarak yaymaktadır. Bu süreç içinde yalnızca bireyler arasında kurulan etkileşim ilişkileri yoktur. Beğenilen ve paylaşılan içeriğin kendisi de aktif bir b(ağ) olarak dönüştürücü işlev oynamaktadır. Bunun tam tersi de geçerlidir. Belirsiz, müphem ve ucu açık bir içeriğe sahip olmasına rağmen tek bir şey ya da birine güçlü bir şekilde b(ağ)lanarak belirli bir kodlama yapılabilmektedir. Özellikle suçu ya da sorumluluğu bir başkasına ve bir başka şeye atfetme ve devretme hususunda yaygın olarak tekrarlandığı görülen bu kodlama ile kurulan güçlü (b)ağlar, eylemi sürekli ertelemeyi ve temsile dayalı düzenlerin ve otoritelerin sürdürülmesini sağlayabilmektedir. Bir cemaatin, camianın ve grubun ağına dâhil olmak ve bu (b)ağla ilişkilendirilen yakınlık, onaylanma, arkadaşlık gibi değerlere sahip olmak amacıyla beğenilen ve paylaşılan belirli ve benzer içerik taklit yoluyla hızla yaygınlaşabilmektedir.

Araştırma sonuçları, Türkiye’de gençlerin son gelişmeleri takip ederek yeniliğin paylaşılmasını bir değer olarak görmeleri ve Facebook’u bu işlevi sağlayan bir medya olarak değerlendirmelerini her iki evrede de ortaya çıkarmaktadır. Örneğin benzer siyasi görüşte olanlar arasında güncel bir gelişmeye karşı verilen tepkinin ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarıyla taklit edilerek hızla yayılması, paylaşılan ortak ilkenin ve fikrin güçlenmesini sağlamaktadır. Ancak burada bir hususa dikkat çekmek gerekir. Facebook’taki ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarını kullananların görünür kıldıkları nitelikler ile eylemleri uyuşmayabilmekte ve bu bir sorun olarak değerlendirilmemektedir. Örneğin bir etkinliği beğenen, paylaşan ve katılacağını görünür kılan kullanıcı için o etkinliğe gerçekten katılmaktan çok, o etkinliğe katıldığını görünür kılmak suretiyle etkinliğe atfedilmiş olan herhangi bir değere sahip olmak, o değere sahip olmak koşuluyla etkinliğe katılan diğerleriyle paylaşılan fikirsel ve ereksel bir ortaklığa dâhil olmak mümkün olabilmektedir. Ne de olsa “kişi kendi enformasyonunu kendi yaratır” (Erdoğan ve Alemdar, 2005:  209).

Tarde’ın ekonomi-psikolojik toplumsallaşma yaklaşımına göre taklit eylemini gerçekleştiren için taklit edilen, kopya edilen bir model ön varsayımı oluşturarak telkinde bulunmaktadır. Telkin eden bazen bir imge olabileceği gibi bazen de biri olabilmektedir. Telkini ortaya çıkaran her zaman telkin edenin kendisi olmayabilir. Yani bir diğerinin onu taklit ederek bir şekilde etkinleştirmesi söz konusu olabilir. ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarıyla var olanlar arasında şimdiki zamanın arzu ve inançlarına uygun bir denge sağlama gerçekleştirilerek dönüşüm ve uyum sağlanmaktadır. Paylaşılan içeriğin içinde bulunulan anın koşullarına göre kullanıcı için nasıl bir güç oluşturma potansiyeline sahip olduğu dinamik etkileşimsellik açısından önem kazanmaktadır. Örneğin ailesiyle ya da diğer kişilerle yaşayan gençlerin Facebook kullanma zamanları değerlendirildiğinde, bu gençlerin hem yalnız yaşayanlardan farkı hem de yalnız kalma hallerindeki farklılıklar ortaya çıkmaktadır. ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonları başkalarıyla birlikte yaşarken uzaklaşma ve rahatlama amacıyla daha sık kullanılırken, yalnız kalınan durumlarda bilgi ve enformasyon kazanma, eğlenme ve sosyalleşme arzusu öne çıkmaktadır.

Bunun yanı sıra taklit edilen insan ya da insan-olmayan her unsurun kopya edilen bir model olarak bir medyaya dönüştüğüne dikkat çekmek gerekir. Yani hem enformasyonu yaratma hem de ona sahip olmak suretiyle kurulan ve bozulan etkileşim ilişkileri sayesinde kendini dinamik bir şekilde sürekli işleme sokma ve işlemci olma olanaklarına erişilebilmektedir. Burada edilgen değil, etken bir faillik söz konusudur. Ne var ki etken failliğin sınırları ve erişimi belirlenmiştir. Araştırmanın son aşamasında içeriğinin beğenilme ve paylaşılma durumunu gözetleyen ve kontrol eden kullanıcılar dikkat çekmektedir. Özellikle mobil telefonundan günde yaklaşık 13-14 kez siteye bağlanarak yaklaşık 22 saniye kadar kısa bir süre kalanların artışı göz önünde bulundurulduğunda taklit edilerek model varsayılma arzunun da giderek arttığı ve beğenilme oranına bağlı bir kimlik kürasyonu geliştiği ortaya çıkmaktadır.

Beğenilen ve Paylaşılan Gözetim

Araştırmanın ikinci evresinde öne çıkan hususlardan bir diğeri ise gözetimin sıradanlaşması ile ilgilidir. Sosyal medya aracılığıyla hükümetler ve şirketler arasında paylaşılan veri yığının artmasıyla birlikte gözetim giderek gençler arasında normal bulunmaktadır. Araştırmaya katılan gençler arasında veri gözetimini bir sorun olarak görenlerin sayısı %13 gibi son derece düşük bir orandadır. Bunun arkasında yatan etmenlerden biri ise gözetleme eylemini aynı zamanda kullanıcının da gerçekleştirmesi, niceliksel bir fark olsa da, bir suç ortaklığında bulunulması, ya da suç teşkil eden unsurun suç kapsamı haricine çıkarılması ve normun değişmesi olarak yorumlanabilir.

Araştırmada gözetim ile güvenliği bir algılayanlar, yapılan mülakatlarda gündelik hayatlarını görünür kılmanın ve başkalarının paylaşımlarını izlemenin  hoşlarını gittiği ifade etmiştir. Benzer yönde bir bulguyu paylaşan Güven’e (2007: 162) göre “bireylerin gözetlemekten ve gözetlenmekten haz duyması gözetimin meşrulaşmasını kolaylaştırmaktadır”. Burada vurgulanması gereken, ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarının gözetimle ilgili arzuyla ilişkili olması ve mahremiyetin güncel teknolojik iletişim aygıtlarıyla ideolojik bir denetleme aracı olarak işlemesidir. Yeni iletişim teknolojilerinin yarattığı eşitlik ve özgürlük hissi uyandıran küresel kültürde, nesnelerle birlikte bireylerin mahremiyetleri de iktidar tarafından tüketim alanına dâhil edilir (Uğurlu, 2011: 248-249).

Baudrillard (2001) etkileşimli bir şekilde seçilen ve tüketilen gündelik hayatı bir hazır-nesnenin eşdeğeri olarak görmektedir. Zaten hâkim modellerle kotarılmış bir hayat, olduğu gibi başka yere nakledilmektedir. İnsanların esasen toplumsal varlıklar olmadıklarını tartışan Baudrillard’ın görüşleri ve gözetim meselesi “plastik kimlikler” ile ilişkilendirildiğinde “kontrol ekranında kapalı devre imal edilmiş sentetik bayağılık” artışından bahsedilebilir. Bunun var olabilmek için Hiç olmak ve Hiç olarak görülme hakkına ve arzusuna tekabül ettiğini tartışan Baudrillard, modern yaşamın içinde var olma zorunluluğu ve kendi olma yükümlülüğü karşısındaki nihai korunma olarak insanın görülmemeyi talep ettiğini belirtmiştir. Hükümsüz olarak görülmek ve izlenmek için hezeyanlı bir teşhirciliğe başvuran kullanıcılar ancak bu koşulla kendiliği sunabilmekte ve güncel hayata uyum göstermektedir.

Araştırma katılımcılarının ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonlarını kullanmadıkları durumlara bakıldığında ise bir başka paylaşımı ve beğeniyi gözetlemek suretiyle enformasyon edindiği tespit edilmiştir. Kamusal alanda kendisini ifade edemeyen birey, kendi isteğiyle özel yaşam alanının sınırlarını daraltmakta, gözetime ve denetime açmaktadır. Uğurlu (2011: 260) için “gözetlenen birey olmak, bilinçli ve istenen bir davranış biçimine dönüşmektedir. Birey bunu internet aracılığıyla ve özellikle sosyal paylaşım sitelerinde gönüllü olarak gerçekleştirmektedir”. Niedzviecki’nin (2010) “dikizleme kültürü” olarak betimlediği bu durum birey olma bilincinin gelişimiyle birlikte irdelenmektedir. “Dikizlenerek, ne kadar özel ve ne kadar farklı olduğumuzu başkalarına göstermek istiyoruz. Bu aynı zamanda, son derece sıradan ve normal biri olduğumuz anlamına geliyor… Bu şekilde bakılınca dikizlemek, teknoloji çağını yaşayan bir toplumda doğmanın, durmadan alışveriş yapmanın ve küresel magazinin doğal bir sonucu ve aynı zamanda bunların hepsine karşı ortaya çıkan bir tepki” (Niedzviecki, 2010: 38) olarak betimlenmektedir. Erdem’e göre (2010: 117) de “bu kuşağın yarattığı yeni bir kültür var; arkadaşlarıyla konuşmadıkları, video ve resimlerini internete yüklemedikleri, başkalarının video ve resimlerine bakmadıkları, anlık mesajlaşma yapmadıkları zaman rahat edemedikleri bir kültür bu. Resim ve videolar artık çoğunlukla sosyal paylaşım sitelerinde başkalarıyla paylaşılmak üzere çekiliyor, ona göre pozlar veriliyor. Oraya yüklenmediği sürece artık dijital içeriklerin hiçbir değeri yok. Hatta günlük dilde “Face’lik (Facebook için) fotoğraf gibi ibareler de yerleşmeye başladı bile”.

Facebook’ta gizlilik ayarları gibi görünürlüğü kısıtlama seçenekleri olsa da araştırmanın ikinci evresine katılan kullanıcıların çoğu hem bu işlevin farkında değildir hem de gizlilik ayarlarını önemsememektedir. Kullanıcıların %92’si kullanıcı sözleşmesini ve %94’ü ise gizlilik sözleşmesini okumadığını belirtmiştir. Bu oran Güven ve Kovanlıkaya’nın 2008 yılında yaptıkları araştırma verileriyle kıyaslandığında teyid edilmekte ve artmış durmaktadır. Güven ve Kovanlıkaya’nın (2008) yaptığı araştırmaya göre “katılımcıların %85,4’ü kullanıcı sözleşmesini ve %86,1’inin de gizlilik sözleşmesini okumadığını belirtmiştir”. Okunamayacak nitelikteki kullanıcı sözleşmeleri ve gizlilik ayarlarının yaptırımcılığı ve tahakkümü içselleştiren bir “Şeytan Medya” olduğunu tartışan Goffey ve Fuller’ın (2012) tartışması izlendiğinde bu yolla algoritmik yönetimselliğin nasıl meşruluk kazandığı ve rıza yoluyla yayıldığı kavranabilmektedir.

Gözetimin güncel iletişim teknolojilerinin yaygın kullanımıyla normalizasyonu, statükonun muhafaza edilmesi, kapitalist sistemin mantığının içselleştirilmesi, gündelik yaşam pratikleri üzerinde iktidarın gözetim fonksiyonunun küresel ölçekte gerçekleştirilebilmesinde panoptik mantık taşıyan istihbarat sistemlerinin önemini artırmıştır (Featherstone 2006’dan aktaran Özarslan, 2008: 139). Öte yandan Bakıroğlu’na göre (2015) “Sosyal ağlardaki kimliklerle yaşamların görünür kılınmasıyla panoptik nitelikteki gözetim synoptik bir niteliğe evrilmektedir. ‘Küresel kitlenin kendine sunulan her türlü gösteriyi izlemesi’ olarak tanımlanabilecek synoptikon, önceleri çoğunluğun gözetlediği azınlık olan medya ikonlarını kapsarken, sosyal paylaşım ağlarıyla çoğunluğu ve gündelik yaşamları da kapsar olmuştur.” Bir başka deyişle, sosyal medya ağlarında kimlik kürasyonu ve profil oluşturma eylemleri, gösteri düzenleyerek sahneleyen, gösteri izleyen ve kendini seyirlik bir gösteri nesnesine dönüştüren bireylerin performansı ve monadolojik etkileşimi sayesinde gerçekleşmektedir. Beğenme, beğenilme, paylaşma ve paylaşılmada bulunan değerlere sahip olma arzusu, algoritmik yönetimselliğin yumuşak denetimi için araçsallaştırılmaktadır.

Bugün kapitalizmin güncel hali içinde ‘bedensiz enformasyona’ (Dolgun, 2008: 193-194) dönüşen bireyler, otoritesini ve gücünü doğrudan hissettirmeyen bir denetime ve gözetime tabidir. ‘Beğen’ ve ‘Paylaş’ butonları gündelik hayatın gerçekliği ile kurgusal olan arasında bir etkileşimli profil oluşturmaya olanak tanıdığı için bireylere sınırları denetim altında olan bir kapatma ve kuşatma alanında hareket ya da oyun imkanı tanımaktadır. Gözetimin ve gözetlemenin bu kurgusal ve oyuncul yönü, giderek totaliterleşen denetim ve yaygın iktidar ağının otoritesini meşrulaştırmakta, gösteri niteliğiyle oyunlaşan gündelik yaşamın gözetimi ve denetimi ise sıradanlaşarak norm sayılmaktadır. Nitekim algoritmik yönetimselliğin üretim araçlarından biri olarak işe koşulan sosyal medya kullanıcılarının bedensel, zihinsel, duygusal ve zamansal kaynakları veri üzerinden işbirliği yapan şirket, hükümet ve aracı kurumları tarafından bugün giderek daha entegre bir şekilde araçsallaştırılmakta ve sömürülmektedir.

Kaynaklar

Akçay, H. (2011). Kullanımlar ve Doyumlar Yaklaşımı Bağlamında Sosyal Medya Kullanımı: Gümüşhane Üniversitesi Üzerine Bir Araştırma, İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, Güz 2011, Sayı 33, (s. 137-161).

Allahyari, M ve Rourke, D (2015). Additivist Manifesto, (10 Mart 2016)

Armstrong, M H (1999). The Gratification Dimensions of the Internet’s World Wide Web: An Exploratory Study. Unpublished Doctoral Dissertation, The Florida State University: UMI Dissertation Information Service.

Bakıroğlu, C T (2013). “Sosyalleşme ve Kimlik İnşası Ekseninde Sosyal Paylaşım Ağları”. Akademik Bilişim Konferansı 2013, Antalya.

Balcı, Ş.  ve Ayhan, B. (2007). Üniversite Öğrencilerinin İnternet Kullanım ve Doyumları Üzerine Bir Saha Araştırması, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi, 5 (1), (s.174-197).

Balcı, Ş ve Tarhan, A (2007). “Siyasal Bilgilenme ve İnternet: 22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri’nde Bir Kullanımlar ve Doyumlar Araştırması”, Medya ve Siyaset

Uluslararası Sempozyumu, (s.322-335), Cilt 1, İzmir: Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi, 15–17 Kasım.

Barry, A ve Thrift, N (2008). ‘‘Gabriel Tarde: Taklit, İcat ve Ekonomi’’, Tarde ve Mikrososyoloji, Tesmeralsekdiz, (s. 50-67), Ankara: Mattek.

Baudrillard, J (2001). “Sıradanlığın Müstehcenliği”, e-skop, (Çev.) Gülen, E., (18 Şubat 2016)

BBC Türkçe (2015). “Twitter’da yıldız gitti, kalp geldi”, (27 Şubat 2016)

Biçen, H ve Çavuş, N (2010). The most preferred social network sites by students, Procedia – Social and Behavioral Sciences, Volume 2, Issue 2, 2010, (s. 5864–5869).

Boyd, D M ve Ellison N B (2007). Social network sites: definition, history, and scholarship. Journal of Computer Mediated Communication, 13(1), (27 Ağustos 2011)

Charney, T R (1996). Uses and Gratifications of the Internet. Unpublished Master of Arts Dissertation, Michigan State University: UMI Dissertation Information

Service.

Creswell, J W (2003). Research design: Qualitative, quantitative, and mixed methods approaches, California: Sage Publications.

Danziger, K (1971). Socialization, Middlesex: Penguin Books Ltd.

Dellaloğlu, B F (2003). “Bir Giriş: Adorno Yüz Yaşında.” Cogito Adorno: Kitle, Melankoli, Felsefe, İstanbul: Yapı Kredi. Yaz (36): 13-36.

Dolgun, U (2008). Şeffaf Hapishane Yahut Gözetim Toplumu, Ankara: Ötüken

Erdem, E (2010). Elektronik Medya Ve Yeni Bir Medya Olarak Sosyal Ağlar, İstanbul Üniversitesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

Erdoğan, İ ve Alemdar, K (2005). Öteki Kuram (Kitle İletişim Kuram ve Araştırmalarının Tarihsel ve Eleştirel Bir Değerlendirmesi), Ankara: Erk Yayınları.

Foucault, M (1991). “Governmentality”, The Foucault Effect: Studies in Governmentality, (Der.) Bruchell, G. vd., Chicago: University of Chicago Press, s. 87–104.

Fuller M ve Goffey A (2012). Evil Media, The MIT Press: Cambridge

Gençlik ve Spor Bakanlığı (2014). Gençlik ve Sosyal Medya Araştırma Raporu: Ankara, (19 Şubat 2016)

Gerlitz, C ve Helmond, A (2011). ‘‘Hit, Link, Like and Share’’: Organizing The Social and The Fabric of The Web in a Like Economy’, Digital Methods Winter Proceedings, (s. 1-26), (9 Eylül 2011)

Goffman, E (1959). The presentation of self in everyday life. New York: Anchor Books.

Hardt, M ve Negri, A (1999). “Affective Labour”, Boundary 2, 26 (2), (s. 89-100).

Hardt, M ve Negri A. (2000). Empire, Cambridge, Massachusetts: Harvard University Press.

IDC (2013). “Always Connected – How Smartphones And Social Keep Us Engaged”, (27 Şubat 2016)

Interactive Advertising Bureau Türkiye (2015). “Gemius, Dijital Haritalar: Türkiye ve Rusya”, (28 Şubat 2016)

Işık, U (2007). Medya Bağımlılığı Teorisi Doğrultusunda İnternet Kullanımının

Etkileri ve İnternet Bağımlılığı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Konya: Selçuk

Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Kaye, B K (1998). “Uses and Gratifications of the World Wide Web: From Couch

Potato to Web Potato”, The New Jersey Journal of Communication, 6 (1):

21-40.

Koçak, A ve Özcan, Y Z (2002). “Information or Entertainment?: Use of Internet Among University Students in Turkey”, Access and Participation: International Conference on Media and Communication in the E-Society of the Century, Moscow, October 17-19.

Latour, B (2008). “Tarde ve Toplumsalın Sonu”, Tarde ve Mikrososyoloji, Tesmeralsekdiz, (s. 34-49), Ankara, Mattek.

Lazzarato, M (1996). “Immaterial Labor”, Radical Thought in Italy: A Potential Politics, ed. Michael Hardt ve Paolo Virno, (s. 133-147), Minneapolis: University of Minnesota Pres.

Marketing Türkiye (2015). “Türkiye’de her ay 39 milyondan fazla kişi Facebook’u ziyaret ediyor”, (21 Şubat 2016)

McLuhan, M (1964). Understanding Media: The Extensions of Man, New York: New American Library.

Mead, M (1993). Çağdaş Sosyoloji Kuramları, (Çev.) Gülenbaş, H., Ankara, Gündoğan Yayınları.

Morini, C (2007). “The Feminisation of Labour in Cognitive Capitalism”, Feminist Review, Sayı 87, s. 40 – 59.

Niedzviecki, H (2010). Dikizleme Günlüğü, (Çev.) Gündüç, G., Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Özarslan, Z (2008). “Gözün İktidarı: Elektronik Gözetim Sistemleri”, Panoptikon Gözün İktidarı. (Der.), Çoban B., Özarslan Z., İstanbul: Su, s. 139-158.

Özdemir, E (2009). “Yaşam Tarzlarının Sanal Mekânlardaki Sunumu: Bir Cazibe Merkezi Olarak‘Siberalem’ Örneği.” Medya, Tüketim Kültürü ve Yaşam Tarzları. Dağtaş B ve Dağtaş E (der.). Ankara: Ütopya: s. 364-402.

Schiphorst, T (2011). “Foreword”, Identity, Performance and Technology: Practices, Embodiment and Technicity, (Der.) Broadhurst, S., Lachon J., Londra: Palgrave Macmillan.

Sennett, R (2005). Karakter Aşınması, (Çev.) Yıldırım, B., İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Şeker, T B (2005). İnternet ve Bilgi Açığı, Konya: Çizgi Kitabevi.

Şener, G (2009). “Türkiye’de Facebook Kullanımı Araştırması”, XIV. Türkiye’de İnternet Konferansı,  (13 Eylül 2011)

Tarde, G (2010). On Communication and Social Influence: Selected Papers, (Der.) Terry Clark, Chicago: The University of Chicago Press.

Tarde, G (1903). The Laws of Imitation, New York: Henry Holt and Company

Toruk, İ (2008). “Üniversite Gençliğinin Medya Kullanma Alışkanlıkları Üzerine Bir Analiz”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 19, s.475-488.

Tunca, M Z (2015) “Rakamlarla Türkiye’de Sosyal Medya Erişimi”, Dijital Ekoloji, (10 Mart 2016)

Uğurlu, Ö (2011). “Postmodern Pazarlama Stratejisi Olarak Dönüşen Mahremiyet “Fulya’nın İntikamı” Viral Kampanyası Örneği”, (Ed.) Köse, H., Medya Mahrem, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

We are Social (2014). “Digital Landscape: Middle East, Nort Africa and Turkey”, (22 Şubat 2016)

Yetişkin, E (2014) “Ecomediatic Data: An Introduction to Critical Big Data Studies”, Acoustic Space #12 – Peer-Reviewed Journal for Transdisciplinary Research on Art, Science, Technology and Society, Media Art Histories, (Der.) Smith, R, vd., Riga, s. 262-273.

Yıldırım, A ve Şimşek, H (2006). Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri, Ankara: Seçkin Kitabevi.